Yaklaşan MESS Grup TİS’lerine tarihsel bir pencereden bakmak

R. U. Kurşun

MESS Grup TİS süreçleri işçi sınıfına boyun eğdirmenin aracı olarak görülmektedir. Sermaye, sınıf mücadelesinden kendine göre dersler çıkarmaktadır. Metal işçilerinin, işçi sınıfı içerisindeki rolünün ve gücünün farkındadır. Özellikle metal sermayedarlarının örgütlü gücü olan MESS üzerinden birçok saldırıyı devreye sokarak, metal işçilerine boyun eğdirdiği koşullarda işçi sınıfına da boyun eğdirebileceğini düşünmektedir. Bunu yaparken de işbirlikçi ihanetçi sendikal anlayış imdatlarına yetişmekte, metal işçilerine örgütsüzlük dayatılmaktadır.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Sınıf
  • |
  • 02 Temmuz 2019
  • 18:03

Metal iş kolunda MESS Grup Toplu İş Sözleşmeleri süreci yaklaşıyor. 130 bin metal işçisini kapsayan bu süreci işçi sınıfı adına kazanımla geçirebilmek, sınıf mücadelesinin deneyimlerinden yararlanabilmeyi, dersler çıkartabilmeyi ve tarihsel bir bakış açısıyla bakabilmeyi gerektiriyor.

Geçtiğimiz haftalarda 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi’nin 49. yıldönümünü geride bıraktık. 15-16 Haziran Türkiye işçi sınıfı adına büyük bir deneyim ve aşılmayı bekleyen bir çıta olarak karşımızda duruyor. Başta metal işçileri olmak üzere petrokimya ve maden işçilerinin lokomotif olduğu direniş yer yer Metal Fırtına ile de kıyaslanmaktadır.

Peki, yaklaşan TİS süreci için 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi bize ne gösteriyor?

1960’larda yükselen sınıf mücadelesi işbirlikçi sendikal anlayışı aşmaya yönelik ilk adımları da beraberinde getiriyordu. ‘61 Saraçhane Mitingi, ‘63 Kavel Kablo Direnişi, ‘64 Bereç, 1965 Kozlu Direnişi, 1966 Paşabahçe Grevi ile sınıf mücadelesi yasal sınırları da işbirlikçi sendikal anlayışı da aşıyordu. Fiili-meşru mücadele hattı öne çıkıyor, işçi sınıfı inisiyatifi eline alıyordu. Sınıf mücadelesi önünde bir engele dönüşen Türk-İş bürokrasisinin açık ihaneti öncü işçilerin rahatsızlığını arttırıyordu. Bu sürecin bir aşamasında, 1967’de DİSK kuruldu.

Mesele yeni bir konfederasyonun kurulması değil, İşçi sınıfının, militan bir çizgide mücadele hattı ortaya koyması ve inisiyatifi eline almasıydı. Bunun önüne geçilmeliydi. Hazırlanan yasa teklifinde, “Bir işçi sendikasının Türkiye çapında faaliyet gösterebilmesi için o işkolundaki toplam işçi sayısının üçte birini üye kaydetmiş olması gerekir” deniliyordu. Yasa DİSK’i toplu sözleşme yapamaz hale getirerek, fiilen önünü tıkamayı hedefliyordu.

Yasa teklifinde CHP ve AP ortak tutumla destekçi olmuşlardı. 11 Haziran 1970’te mecliste konuşma yapan CHP Milletvekili Hayrettin Uysal şunları söylüyordu: “Bugün sendikalarımız, özellikle sendikaların en yüksek kuruluşu olan Türk-İş’in eylemleri, demokrasimiz için büyük güvence olan bir örgüt niteliği ile faaliyetlerine devam etmektedirler. 274 sayılı kanunda öngörülen değişiklikleri şahsım adına tasvip ediyorum. Bu tasarıya olumlu oy vereceğiz.” AP adına konuşan Hasan Türkay ise “Bu kanun 7-8 kişinin bir araya gelip gecekondu sendikalar kurmasına set çektiği için önemlidir. Sendika enflasyonuna son verecektir. Türkiye’de işgal, tahrip gibi hareketleri benimseyen sendikacılar vardır. Bunları tasvip etmiyoruz” diyordu.

İhanetçi sendikal anlayış ve düzen partilerinin ortaklaştığı yasa teklifi, DİSK’ten öteye, gelişen sınıf mücadelesinin önüne set çekmeyi hedefliyordu.

14 Haziran günü işçi temsilcilerinin ve sendika yöneticilerinin katıldığı toplantıda direniş kararı alındı. Karar, 15 Haziran 1970 Pazartesi günü fabrika komiteleri üzerinden uygulanmaya başlandı. İstanbul ve Kocaeli’de fabrikalarda üretim durdurularak kent merkezlerine doğru yürüyüşe geçildi. 113 fabrikada üretim dururken, 70 bin işçi eyleme katılmıştı. İşçiler gözaltına alınan işçi arkadaşlarını karakoldan çıkartacak, kent meydanlarını zapt edecek, Ankara asfaltını saatlerce trafiğe kapatacak güçte olduklarını gösterdiler. Türk-İş’e bağlı fabrikalardan da eyleme katılan işçilerin olması sendika ayrımı gözetmeksizin mücadelenin ortaklaştırılması açısından oldukça anlamlıydı.

Direnişin ikinci günü, ilk gününü her yönüyle gölgede bırakır. 150 bin işçinin katıldığı ikinci gün, polis ve asker barikatlar kurarak, işçilerin fabrikalardan çıkmasını, yürüyüş yapmalarını engellemeye çalıştı. Kurulan onlarca barikat sert çatışmalarla aşıldı. Kadıköy’de yaşanan çatışmalarda 3 işçi, 1 polis, bir de esnaf hayatını kaybetti.

İşçi sınıfı bir kez ayağa kalkmıştır ve oturmaya da niyeti yoktur. Hükümet DİSK bürokratları ile görüşür ve ardından Kemal Türkler, TRT radyosunda işçileri sükûnete ve fabrikalarına dönmeye çağıran bir konuşma yapar. Bu tutumuyla DİSK bürokrasisi gelişen sınıf hareketinin önünü kesmek için önemli bir hamle yapmıştır.

İstanbul ve Kocaeli’de sıkıyönetim ilan edilerek ev ve sendika baskınları ile yüzlerce işçi gözaltına alınır. Ancak onlarca fabrikada direniş iş durdurma ve iş yavaşlatma şeklinde bir süre daha devam eder.

Bu arada pek çok sermayedar “devrim olacak” korkusuyla İstanbul’u terk eder.

Büyük direnişin bugüne derslerine gelince…

- Yaklaşan TİS süreci öncesi metal işçileri için çıkartılması gereken en önemli ders, sendikal bürokrasinin ihanetçi ve işbirlikçi tutumuna karşı inisiyatifin işçiler tarafından ele alınması gerektiğidir. 1970’te olduğu gibi Türk-İş’in açık ihanetine karşı da DİSK’in direnişin önüne geçip, işçileri fabrikalarına döndüren tutumuna karşı da işçi sınıfı uyanık olmalı, taban inisiyatifiyle hareket etmelidir.

Metal Fırtına da sendikal ihanete karşı yakılmış bir kıvılcımdır. Yıllardır sırtımızdan beslenenlerin saltanatlarını sarsan metal işçileri onu yıkmasını başaracaktır.

- Sınıf mücadelesi sadece TİS’lerden ibaret değildir. Metal işçileri bunun bilinciyle davranmalıdır. Elbette, TİS süreçleri mücadelenin yoğunlaştığı dönemlerdir. Ancak sınıf mücadelesini sadece TİS süreçlerinden ibaret görmek bir sınıf olarak baştan kaybetmek anlamına gelmektedir. TİS’ler de buna dahildir. Sermaye saldırılarını aralıksız sürdürmekte, gerek tek tek fabrikalarda gerekse de ülke çapında kazanılmış haklarımıza göz dikmektedir.

- Yakın dönem TİS süreçlerinde ekonomik talepler öne çıkmaktadır. İçinde bulunduğumuz kriz ve sefalet koşullarında bunun anlaşılır bir yanı bulunmaktadır. Ancak, taleplerimizi bunlarla sınırlandırmak, örgütlülüğümüze, söz-yetki-karar hakkımıza yönelik saldırıları görmezden gelmek, ekonomik taleplere sıkışan bir bakışla hareket etmek bizlere kaybettirir.

- Sermaye sıkıştığında bir dizi ekonomik talebimizi karşılayabilir. Metal Fırtına’da delinmez dedikleri sözleşmeyi deldiğimiz gibi… Ya da metal işçilerinin ayağa kalkması korkularından kesenin ağzını zaman zaman açmak zorunda kaldıkları gibi... Ancak bütün bunları saltanatlarını sarsmadan, işçi sınıfına fabrikalarda söz hakkı vermeden yapmaktadırlar. İşçi sınıfının örgütlü bir güç olarak karşılarına dikilmesine karşı tahammülsüz olduklarını 15-16 Haziran’da ve sonrasında yüzlerce işçiyi tutuklamalarından, işten çıkartmalarından biliyoruz. Metal Fırtına sürecinde MİB’lilere yönelik operasyon da ardından binlerce metal işçisinin işten atılması da sermayenin tutumunda bir değişiklik olmadığının göstergesidir.

- Sermaye devleti, meclisi, hükümeti, düzen partileri hepsi sermayenin hizmetindedir. 15-16 Haziran bunu en açık şekilde göstermektedir. Meclisten çıkartılan yasalar, düzen partilerinin işçi sınıfına karşı ortak tutum alması, polisi-askeriyle işçi eylemlerine saldırmaları, barikatlar kurmaları, öncü-devrimci işçilerin tutuklanmaları vb. bunun en somut göstergeleridir.

- Sermaye devleti, partileri, polisi, yargısı bunu elbette ki gerçek niyetlerini gizleyerek yapmaktadır. Öncü işçileri “terörist” ilan ederek, “milli güvenliği” öne sürerek, “dış mihrakların oyunları” diyerek, işçilerin haklı mücadelesini engellemeye çalışmaktadırlar.

- MESS Grup TİS süreçleri işçi sınıfına boyun eğdirmenin aracı olarak görülmektedir. Sermaye, sınıf mücadelesinden kendine göre dersler çıkarmaktadır. Metal işçilerinin, işçi sınıfı içerisindeki rolünün ve gücünün farkındadır. Özellikle metal sermayedarlarının örgütlü gücü olan MESS üzerinden birçok saldırıyı devreye sokarak, metal işçilerine boyun eğdirdiği koşullarda işçi sınıfına da boyun eğdirebileceğini düşünmektedir. Bunu yaparken de işbirlikçi ihanetçi sendikal anlayış imdatlarına yetişmekte, metal işçilerine örgütsüzlük dayatılmaktadır.

- Fabrika komiteleri sınıf mücadelesine yön verecek, işçilerin inisiyatifini açığa çıkartacak, işçileri özneleştirecek ve bizleri kazanıma götürecek temel önemdeki araçlardır. Kendi geleceğimiz ve mücadelemiz üzerine kararı birkaç kişinin iki dudağının arasına bırakmamak, ihanete izin vermemek için komiteler kurmak ve bütün fabrikanın taban inisiyatifini oluşturmak ertelenemez bir sorumluluktur. Metal Fırtına sürecinde bu sorumluluk süreç içerisinde karşılanmaya çalışıldı. Bir de çok daha öncesinde mücadeleye yön verecek hazırlıkların yapılmış olduğunu düşünelim. Bunun sunacağı olanakları, Fabrikalar Arası Kurul’un çok daha sağlam ve hazırlıklı olduğunu düşünelim. Metal Fırtına’yı çok daha ileriye taşıyacağımız çok açık değil mi?

- 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi halen aşılmayı bekliyor diyoruz. Onu aşacak olan bugünün işçi sınıfıdır. Bu, sınıfın tarihsel sorumluluğunun bilincine varmaktır. Bu bakışla TİS sürecine müdahale edemezsek, öncü metal işçileri bu tarihsel sorumlulukla davranamazsa zaten kaybetmiş sayılırız. TİS’te altına imza atılan rakamlar günü kurtarmaktan başka bir şey ifade etmeyecektir. Önemli olan metal işçilerinin bilinç ve örgütlülük düzeyindeki gelişimdir. Bunu sağladığımız koşullarda rakamlar zaten günü kurtarmanın ötesine geçecektir.