2018 8 Mart’ı ve eylem hattımız

Her dönemin verili somut koşullarına göre değişen taktiksel tercihler ve mücadele biçimleri vardır. İçinden geçilen dönemin bir ihtiyacı olarak gericiliğe ve savaşa karşı kitle mücadelesini geliştirme kaygısıyla hareket edilmelidir. Bu nedenle kuşkusuz sadece 8 Mart’ta değil, genel anlamda da, bağımsız tutumumuzla, sömürüye, baskıya, gericiliğe ve savaşa karşı sokağa çıkacak olan kitlelerle eylem alanlarında bir arada olmak, bu zeminlere de devrimci şiarları ve talepleri taşımak bilinciyle yaklaşılmalıdır.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Kadın
  • |
  • 16 Şubat 2018
  • 20:06

8 Mart yaklaşırken baskının, sömürünün, gericiliğin tırmanması ve savaş histerisinin artmasıyla birlikte işçiler, emekçiler ve kadınlar için oldukça karanlık bir döneme girilmektedir. İçinden geçtiğimiz süreçte dinci-faşist iktidarın, gerici emellerini gerçekleştirmek için süreklileşmiş OHAL koşullarından ve tırmandırılan kirli savaş ortamından sonuna dek yararlandığı görülmektedir. Bilindiği gibi referandumla elde edilmek istenen anayasa değişikliğine, “tek adamlığa”  ve toplumun dinsel gericilik temelinde yeniden yapılandırılmak istenmesine önemli bir kesim itiraz etmiş, Erdoğan ve AKP’si, konumlarını güçlendirecek bir meşruiyet elde edememişti. Bunun da etkisiyle baskı ve zorbalığı arttırarak, iktidarlarını korumak adına savaş dahil her yolu deniyor, aynı zamanda gericiliğin güçlenmesi için ellerinden geleni yapıyorlar.

Diyanetinden vakıflarına pek çok dinsel kurum büyük bütçelerle destekleniyor. Yargıdan, sağlığa, eğitime ve kültürel yaşama dair pek çok alanda dini saikler öne çıkartılarak, toplumsal yaşamın her alanı dinsel gericiliğin müdahalelerine açılıyor. Bu müdahalelerin etkisi ve sonuçları ise en çok kadın hak ve özgürlükleri alanına yansıyor. Kadınlar çalışma yaşamında ve toplumsal yaşamın diğer alanlarında, yaşam tarzına müdahalelerden artan şiddet olaylarına, bu gerici kuşatmayı çok yakıcı bir şekilde hissediyor. Bu gerici kuşatmaya karşı tepkiler ise kendini çeşitli vesilelerle dışa vuruyor. Kadınlar gericiliğe öyle kolayından boyun eğmediğini gösteriyor. İşte bu nedenlerle yaklaşan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, tarihsel anlamı ve öneminin yanı sıra, güncel planda kadınların tepkilerini, eylem alanlarında kitlesel bir şekilde ifade ettiği/edeceği bir gün olarak ayrı bir önem taşımaktadır.  Bu nedenle 8 Mart’a ön hazırlık bu doğrultuda yapılmalı, 8 Mart’taki eylem hattımız buna göre şekillenmelidir.

Gericiliğe karşı tepkiler çoğalıyor!

Erdoğan AKP’sinin dinci faşist tek adam diktatörlüğü yolunda anayasa değişikliği ile devlet düzenini ve işleyişini yeniden dizayn etmek istediği bir süreçte, rızasını alamadığı “% 50’lik” bir kesim var. Özellikle gericiliğin toplumsal yapıya müdahalelerinin belirgin bir kutuplaşma yarattığı, bu gericilik odağı karşısında toplumun çeşitli katmanlarında ilerici, laik değerlerin savunusu üzerinden duyarlılıklar geliştiği görülmektedir. İlerici, yurtsever, laik ve cumhuriyetçi kesimlerin oluşturduğu çeşitli katmanlardan kadın kitleleri, gericiliğe karşı muhalefette öne çıkmaktadır. Zira her geçen gün kadının ezilmişliği sorunu katmerleşmekte, var olan kısmi hak ve özgürlükler alanı giderek daralmaktadır.

Bu saldırılara karşı biriken tepkiler yer yer kitlesel eylemler şeklinde dışa vurmaktadır. İlk olarak Haziran Direnişi’yle kendini gösteren bu dinamik, gün geçtikçe yoğunlaşan gerici atmosferde farklı zamanlarda da kendini dışa vurmuştur. Örneğin Özgecan Aslan eylemlerinde ülkenin dört bir yanında kadınıyla, erkeğiyle binlerce kişi sokağa çıkmıştır. Yakın tarihte, özellikle referandum sonrasında toplumun farklı kesimlerinden kadınlar, kendilerini doğrudan etkileyen saldırılar üzerinden “ortak”  tepkilerini dışa vurmaya devam etmiştir. Örneğin, tecavüzcüleri koruyan çocuk istismarı yasa önergesine karşı kitlesel eylemler gerçekleşmiş ve AKP’ye geri adım attırılmıştı. Yine OHAL koşullarının tüm baskılarına rağmen, müftülere nikâh kıyma yetkisi veren yasaya karşı ya da “kıyafetime karışma” söylemi üzerinden tepkisel eylemler örgütlenmişti. Aynı şekilde 8 Mart ve 25 Kasım eylemlerinde örneğin İstanbul’da kadın kitlelerinin yoğun katılımı olan eylemler gerçekleşti. Kadın örgütlerinin düzenlediği feminist gece yürüyüşlerine on binlerce kadın katıldı. Özellikle sosyal medya üzerinden yapılan duyurularla iletilen sokağa çıkma çağrılarına pek çok farklı kesimden kadın yanıt verdi. OHAL döneminde kadınların sokağı zorlayan girişimleri, içinden geçilen süreçte önemli bir mücadele dinamiği olarak kendini gösterdi. İşte bu nedenlerle gericiliğe karşı sokağa çıkan kadın kitlelerinin bu mücadele dinamiğini geliştirmek adına nasıl bir müdahale hattı oluşturacağımız önem kazanmaktadır.

Kitle eylemlerine devrimci müdahale sorumluluğu

Kuşkusuz biz sınıf devrimcileri, gericiliğin saldırıları karşısında işçi sınıfını, konumuz bağlamında kadın işçi ve emekçileri önceleyen çalışmalar yürütmekteyiz. Ancak bu, saldırıların hedefinde olan ve buna itiraz eden kitlelerin ilerici duyarlılıklarına karşı görev ve sorumluluklarımızın önemini azaltmamaktadır. “Sınıf devrimcileri olarak komünistler, sınıf dışı kesim ve katmanlardan gelen ilerici tutum ve duyarlılıkları önemseme çabasını devrimci bir sınıf ekseni geliştirmek stratejik çabasına bağlamayı başarabildikleri sürece, kendi bağımsız konum ve yönelimlerini de aynı başarıyla korumuş ve güçlendirmiş olacaklardır.” (Referandum ve devrimci sınıf çizgisi)

Sermayenin ve AKP’nin diğer saldırılarında olduğu gibi, dinsel gericiliğin saldırılarına karşı da işçileri, emekçileri ve kadınları bilinçlendirme ve örgütleme hedefiyle hareket ederek devrimci sınıf mücadelesini büyütmek için politikalar geliştirmeliyiz. İşin temel yanı sınıf içindeki çalışmamızdır. Diğer yandan gericiliğe karşı gelişen ilerici tepkilerin özellikle kadınları harekete geçirecek, biriken öfkelerini devrimci sınıf mücadelesine bağlayacak politikaları da üretebilmek gerekmektedir. Aksi, gelişme potansiyeli yüksek olan kadın hareketine seyirci kalmak olacaktır.

Öte yandan, gericilikle birlikte OHAL uygulamalarına, kirli savaş politikalarına karşı tepkilerin ekonomik ve sosyal sorunlarla birleşerek kitlesel eylemlere konu edilme zemini her geçen gün güçlenmektedir. Kitle hareketinin gelişme dinamiklerini görerek, buna uygun bir hazırlığa, buna uygun reflekslere ve konumlanmaya, bunun içinde politik/taktik açıklıklara sahip olmak gerekmektedir. Gericiliğin yoğun baskısının yaşandığı bu dönemde, buna karşı yükselişe geçen/geçecek olan kitle eylemlerine müdahale ve açığa çıkan mücadele dinamiklerini geliştirme, programımız doğrultusunda daha ileriye taşıma sorumluluğuyla hareket edilmelidir.

Buradan hareketle, önümüzdeki 8 Mart sürecindeki eylem hattımıza da bu açıdan bakılmalıdır. Kuşkusuz sınıf devrimcileri olarak 8 Mart’ı tarihsel ve sınıfsal anlamına uygun bir şekilde ancak, 8 Mart gündemli “çifte sömürüye, OHAL’e, gericiliğe, kirli savaşa” karşı çalışmalarımızı öncelikli hedef alanlarımıza, fabrikalara, sanayi havzalarına, emekçi semtlerine taşıyacak, programımızda yer alan emeğin korunması ve acil demokratik taleplerimizden oluşan güncel mücadele çağrılarının ajitasyonunu ve sosyalist propagandamızı çeşitli araçlarla yapacak, bu doğrultuda eylem ve etkinliklerimizi örgütleyeceğiz.

Bu süreç, farklı toplumsal kesimlerden kadınların kitle eylemlilikleri şeklinde kendilerini ifade ettikleri bir gün olma potansiyeline sahiptir. Bu açıdan dönemin gerektirdiği, gericiliğin artan saldırıları ve buna karşı mücadele potansiyelinden hareketle, politik-taktik bir tercih olarak, 8 Mart gündemli kadın kitle eylemleri de değerlendirilmeli, katılım sağlanmalıdır. Her dönemin verili somut koşullarına göre değişen taktiksel tercihler ve mücadele biçimleri vardır. İçinden geçilen dönemin bir ihtiyacı olarak gericiliğe ve savaşa karşı kitle mücadelesini geliştirme kaygısıyla hareket edilmelidir. Bu nedenle kuşkusuz sadece 8 Mart’ta değil, genel anlamda da, bağımsız tutumumuzla, sömürüye, baskıya, gericiliğe ve savaşa karşı sokağa çıkacak olan kitlelerle eylem alanlarında bir arada olmak, bu zeminlere de devrimci şiarları ve talepleri taşımak bilinciyle yaklaşılmalıdır.

İşçi Emekçi Kadın Komisyonları