Bu ülkeden Missouri geçti, F-35 gelmese ne olur!

M. İlkan

Aradan geçen on yıllar boyunca da ABD emperyalizmi Türkiye üzerinde giderek daha etkin bir hegemonya kurdu. Türkiye’nin ekonomik ve siyasal durumuna kendi çıkarları doğrultusunda şekil verdi. Türkiye’nin egemenleri de buna herhangi bir itirazda bulunmadı. Bulunmaları da pek mümkün değildi. Aksine, düzen siyasetçileri emperyalist efendilerine hizmet etmeyi görev bildiler. Hükümet olabilmek için “en iyi hizmeti yapacakları”na dair sözler verdiler. Türkiye’nin geleneksel büyük burjuvazisi de her zaman ABD ve Batı emperyalizmiyle ilişkileri esas aldı.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Güncel
  • |
  • 05 Ağustos 2019
  • 08:34

Türk sermaye devletinin S-400 hamlesi, ABD-Türkiye ilişkilerini bir kez daha siyasal gündemin merkezine oturttu. Öyle ki, aylardır süren pazarlıklar ve tehditlerin akabinde Türkiye, Rusya’dan satın aldığı S-400’lerin ilk etabının sevkiyatını tamamladı. Bununla birlikte de “bağımsızlık” demagojisinin dozunu arttırdı.

Güncel planda ABD-Türkiye ilişkileri ile Rusya ve S-400 hamlesi çeşitli başlıklar altında tartışılabilir. Fakat tarih, ABD’nin Türkiye’nin bu hamlesinden neden rahatsızlık duyduğunu ya da Türk sermaye devletinin “bağımsızlık” nidalarının neden boş bir söylemden öteye gitmediğini yeterli açıklıkla anlatmaktadır. ABD ve Türkiye arasındaki ilişkinin onlarca yıllık tarihinde öne çıkan ve simge haline gelen kimi olaylar, bugüne ışık tutmaktadır. Örneğin Missouri Zırhlısı’nın Türkiye’ye gelişi...

Ortadoğu hayali ve Akdeniz’e savaş gemisi gönderilmesi

Alman faşizminin yenilgiye uğratıldığı II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın hemen ardından, 1945 Temmuz’unda ABD, İngiltere ve Sovyetler Birliği arasında yapılan Potsdam Konferansı’nda var olan sorunlar çözüme kavuşturulamadı. Takip eden süreçte ABD-İngiltere ikilisi ile Sovyetler Birliği arasındaki güvensizlik derinleşti. Beraberinde de ikilinin Sovyetler Birliği’ne yönelik saldırganlıkları başladı. Güç gösterisine giren ikili, savaş yıllarında Sovyetler Birliği ile kurulan göstermelik iş birliğini de kenara bıraktı.

ABD-İngiltere ikilisi, savaşın galiplerinden olmalarının da verdiği güçle, başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde hegemonya kurmaya çalışıyordu. ABD emperyalizmi, birçok açıdan stratejik önemi bulunan Ortadoğu’da egemenlik kurma planları yaparken, bölgede artan Sovyetler Birliği etkisi ve İran’da yaşanan gelişmeler üzerine Amerikan Donanma Bakanı James Forrestal, Akdeniz’e bir ABD donanması göndermeyi ve bu sayede Sovyetler Birliği’ne gözdağı vermeyi önerdi.

Öneri üzerine, dönemin ABD Başkanı Harry S. Truman, 1944 yılının Kasım ayında ölen fakat savaş koşulları öne sürülerek teslim edilmeyen Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Münir Ertegün’ün cenazesini Missouri Savaş Gemisi ile Türkiye’ye gönderme kararı aldı. Missouri, dönemin en büyük savaş gemisi olmasının yanında, savaşın ardından Japonya’nın “koşulsuz şartsız teslim olma” anlaşmasını güvertesinde imzalaması nedeniyle temsili bir anlam da taşıyordu.

Missouri Zırhlısı’nın Providence kruvazörü ve Power destroyeriyle birlikte yola çıktığı gün, ABD Başkanı Truman’ın Ordu Günü vesilesiyle yaptığı konuşmadaki şu sözler, savaş gemisinin Türkiye’ye gelişindeki amacı açıkça ortaya koyuyordu:

Gözlerimizi Yakın ve Orta Doğu’ya çevirdiğimiz zaman vahim meseleler arz eden bir bölge ile karşılaşıyoruz. Bu bölgede geniş tabii kaynaklar vardır. En işlek kara, hava ve deniz yolları buradan geçmektedir. Bu bakımdan büyük iktisadi ve stratejik önemi vardır. Fakat bu bölgedeki milletlerin hiçbiri ne yalnız ne de birlikte kendilerine yöneltilebilecek bir tecavüze karşı koyabilecek kadar kuvvetlidirler.”

Missouri Zırhlısı’nın İstanbul’un ardından “ziyaret ettiği” ülkelerde yaşananlar da ABD’nin bu amacını bir kez daha doğrulayacaktı.

Türkiye için ‘büyük lütuf’

ABD’nin yapacağı ziyaret Türkiye cephesinden heyecanla karşılandı. Zira II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’na girmeyen fakat yine de Almanya’nın yenilgisiyle savaşın sonucunda yalnız kalan Türkiye, savaş sonrası dönemde yeniden tahkim edilen emperyalist-kapitalist sistem içinde yer edinmeye, Batı şemsiyesine sığınmaya çalışıyordu. Anti-komünizmi iç ve dış politikanın merkezine yerleştirerek, özellikle ABD’yi komünizmin kendisi için de tehlike olduğuna ikna etmek istiyordu.

Tam da böylesi bir dönemde Truman’ın aldığı kararın yarattığı etki, dönemin burjuva siyasetçilerinin sözlerinden anlaşılıyordu. Başbakan Şükrü Saraçoğlu, “Minnettarlığımı tebarüz ettirirken derin bir zevk içindeyim. Dünyanın en mükemmel çocuğu olan Amerika ve Amerikalılar, ellerinde insanlık, adalet, hürriyet, medeniyet bayrakları olduğu halde sağlam ve metin adımlarla yürümektedirler” diyordu. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de “Amerikan donanmasına mensup gemiler bize ne kadar yakın bulunurlarsa o kadar iyi olur” şeklinde konuşuyordu.

Bunların yanı sıra, Amerikan yanlısı burjuva basının kalemşorları da methiyeler dizmeye başladılar. ABD’yi “muasır medeniyetlerin” temsilcisi ilan ettiler. “Çankaya’nın kalemi” olarak anılan ve Anadolu Ajansı’nın kurulması gibi görevler üstlenen Falih Rıfkı Atay, kaleme aldığı “Missouri” başlıklı yazısında şunları söylüyordu:

Amerika’nın ne istediğini biliyoruz; hür, eşit ve egemen milletlerin ortaklaşa güvenliğe dayanan harpsiz, saldırışsız, sadece ahlak ve kanun bağlaşma ve antlaşmalarının hüküm sürdüğü bir dünya! Böyle bir dünyada yaşamak isteyen herkes, Amerikan bayrağında kendi talih yıldızını da görür.”

Burjuva basında başka benzer satırlara yer verilirken, Missouri’nin gelişine tek karşıt ses dönemin sosyalistlerinden yükseldi. Mehmet Ali Aybar, “Her Şeyden Evvel ve Her Şeyin Üstünde İstiklal” başlıklı yazısında şunları ifade ediyordu:

Tarihimizin en kritik anlarını yaşıyoruz: İstiklâlimiz tehlikededir. Ve işin korkunç tarafı şudur ki, istiklâlimize kastedenler bu sefer ordularla değil, bir yardım teklifinin yaldızlı paravanası arkasına gizlenerek üzerimize yürüdükleri için Türk milleti kuşkulanmıyor. Ve mâhirane, mâhirane olduğu kadar hainâne bir propaganda da bu kuşkusuzluğu arttırmağa, istiklâlimize kastedenleri bir kurtarıcı gibi göstermeğe çalışıyor. Bu gibi hallerde hakikati gören namuslu her Türk’e mukaddes bir vazife düşer: Her ne pahasına olursa olsun hakikatleri haykırmak...”

Amerikan askerlerine ‘görkemli’ karşılama

Missouri’nin ziyaretine büyük bir önem veren Türkiye hükümeti, Amerikan askerlerinin karşılanması için bir program hazırladı. Basınla da paylaşılan program şöyleydi:

Missouri, Çanakkale Boğazı dışında deniz birliklerimiz ve Yavuz tarafından karşılanacaktır. Cenaze törenle Dolmabahçe’ye çıkarılacak ve burada askeri bir tören yapılacaktır. Törene Amerikan askerleri de iştirak edecektir. 5 Nisan günü akşamı İstanbul basın mensupları gemiye davet olunacaklar, gemide Amerikan Basın Ataşeliği tarafından bir kokteyl parti verilecektir. Ziyareti memleketimizde büyük yankılar uyandıran Missouri için PTT tarafından hatıra pulları hazırlanmıştır. Missouri İstanbul’da dört gün kalacak, dağıtılacak kartlarla günde iki saat halk bu dost gemiyi ziyaret edebilecektir. Misafirler şerefine balo ve ziyafetler verilecektir. Amerikalı subay ve erler bütün nakil vasıtalarında parasız seyahat edebileceklerdir.”

Hükümetin Missouri’yi karşılama hazırlıkları bu kadarla sınırlı değildi. İstanbul Valiliği eliyle yürütülen hazırlıklar kapsamında, Dolmabahçe’ye yanaşacak Amerikan askerleri için Karaköy’den Beşiktaş’a kadar bütün evler aynı renge boyandı. Taksim’de ampullerden bir
Missouri maketi yapıldı. Tekel, ‘Missouri’ adında yeni bir sigara çıkararak piyasaya sürdü. Missouri’nin komutanı Oramiral Henry Hejitt’e hediye edilmek üzere, Hereke’deki halı fabrikasında, üzerinde İstanbul haritası olan özel halı dokundu. Dolmabahçe Sarayı’nın hemen yanındaki Bezmialem Valide Sultan Camisi’nin mahyasına İngilizce “Hoş geldiniz” ve “Hoş geldin Missouri” yazıları yazıldı. Kız Kulesi’ne de “Welcome Missouri” yazıldı.

Bununla birlikte, Türkiye’nin birçok yerindeki genelevlerden kadınlar İstanbul’a getirildi. İstanbul’daki genelevlerde bulunan kadınlar doktor heyeti tarafından sağlık taramalarından geçirildi. Ziyaret boyunca genelevlere Amerikalılar dışında kimsenin alınmaması emri verilirken, kadınlara da “misafirlerini” yeni elbiselerle karşılama “uyarısı” yapıldı. Beyaza boyanan genelevlerin duvarlarına İngilizce olarak “Hoş geldin denizci” yazıldı.

İstanbul’daki bütün tramvaylar, otobüsler, taksiler yıkanıp temizlendi. Gazetelerde taksi ve dolmuş şoförlerinin “dost Amerikan askerlerine bedava hizmet edeceklerini, hiçbirinden para almayacaklarını” söyledikleri röportajlarına yer verildi.

Sinema ve tiyatrolarda 80’er koltuk, Amerikan askerleri için ‘ücretsiz’ kullanmak üzere ayrıldı. Bölgedeki esnafı tek tek dolaşan zabıtalar, “Para vermek istemeyen Amerikan askerlerinden para istemeyin” diye uyarılarda bulundu.

Bu arada, İstiklal Caddesi’ndeki bir büfede, ‘Rus salatası’ olarak bilinen yiyecek ‘Amerikan salatası’ adıyla satılmaya başlandı. Büfenin önünde kuyruk oluşunca, diğer büfeler de aynı yolu izledi ve onlarca yıllık ‘Rus salatası’ bir anda ‘Amerikan salatası’ oldu.

Polis teşkilatında, ziyaret boyunca Amerikan askerlerinin ihtiyaçlarının kolayca karşılanabilmesi için polis ve bekçiler eğitime alındı. Askerlere asla kötü davranılmaması ve her şekilde kolaylık sağlanması talimatı verildi.

Bu süreçte Ankara’da da ‘Missouri’ adıyla lokanta açıldı. Kentin en iyi lokantalarından biri adını ‘Washington’ olarak değiştirdi.

Türkiye’de dört gün kalan Amerikan askerleri her gün sarhoş halde şehirde dolaşıyor, polis ve bekçiler de her istediklerini yerine getirmek için peşlerinden koşuyordu. Amerikan askerleri yolda ve toplu taşıma araçlarında kadınları taciz ederken, tacize tepki gösterenler ya askerlerin saldırısına uğruyor ya da polis tarafından azarlanıyorlardı. Kısa sürede, Amerikan askerlerinden şikayetçi olanlar karakolları doldurdu. Fakat ‘kesin emir’ üzerine polisler hiçbir Amerikan askerine dokunmuyor, karakola getirmiyordu.

Missouri gitti, ABD emperyalizmi kaldı

Missouri Zırhlısı 9 Nisan’da İstanbul’dan ayrıldı. Akabinde bu ziyaret, Türk sermaye devletine Batı emperyalizminin ileri karakolu olma yolunu açtı. Türkiye 1947 yılında Truman Doktrini kapsamında anlaşma imzaladı. Aynı yıl IMF, Dünya Bankası ve Avrupa İktisadi İşbirliği Örgütü’ne üye oldu. İzleyen yıllarda da Kore Savaşı’yla kapısı aralanan NATO üyeliği geldi.

Aradan geçen on yıllar boyunca da ABD emperyalizmi Türkiye üzerinde giderek daha etkin bir hegemonya kurdu. Türkiye’nin ekonomik ve siyasal durumuna kendi çıkarları doğrultusunda şekil verdi. Türkiye’nin egemenleri de buna herhangi bir itirazda bulunmadı. Bulunmaları da pek mümkün değildi. Aksine, düzen siyasetçileri emperyalist efendilerine hizmet etmeyi görev bildiler. Hükümet olabilmek için “en iyi hizmeti yapacakları”na dair sözler verdiler. Türkiye’nin geleneksel büyük burjuvazisi de her zaman ABD ve Batı emperyalizmiyle ilişkileri esas aldı.