Suriye ve Avrupa Birliği emperyalizmi

D. Meriç

Başta Almanya’nınkiler olmak üzere kapitalist tekeller ve onların birliği demek olan AB emperyalizminin temsilcileri, çıkarları gereği Suriye’deki gelişmeler karşısında sesiz kalmayacaklarını açıkça ilan etmiş oluyorlar. Bu emperyalist saldırgan güç, uzun bir zamandır AB içerisinde silahlanmaya ayrılan devasa bütçeyle, hızla oluşturulmaya çalışılan AB ortak ordusu ile tam da böylesi süreçlere hazırlanmaktadır. Önümüzdeki dönemin, bu emperyalist merkezin Suriye’de işgalci bir güç olarak varlığına ve katliamlarına tanıklık etmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Dünya
  • |
  • 01 Kasım 2019
  • 16:37

Emperyalist ülkeler tarafından kurulan masalardaki kirli pazarlıkların bir sonucu olarak, işgalci Türk ordusuna Suriye’nin belirli bölgelerine yönelik askeri harekat için yeşil ışık yakıldı.

Geçtiğimiz haftalar içinde Ankara’da Astana üçlüsü olarak bilinen Rusya, İran ve Türkiye, ardından Ankara’da ABD ile Türkiye ve son olarak Soçi’de Rusya ile Türkiye arasında, Suriye’nin geleceği üzerine hızlı görüşme trafiğine tanık olduk.

Bu görüşmelerdeki kirli pazarlıkların asıl içeriği hakkında çok şey bilinmese bile, buzdağının görünen kısmı ve yaşanan sürecin kendisi birçok ipucu sunuyor. Görüşmelerle ilgili basına yansıyan açıklamalar, Suriye özgülünde yaşanan gerçekler, emperyalistler arası kıran kırana pazarlıkların yapıldığını ortaya seriyor.

“Astana üçlüsü”nün Ankara’daki görüşmelerinin ardından yayınlanan sonuç bildirgesindeki şu ifade, Türk ordusu tarafından Kürt halkına karşı sürdürülmekte olan işgalci, soykırımcı savaşının yolunun açıldığının bir işaretiydi: “Liderler terörle mücadele bahanesi altında yasadışı öz yönetim girişimleri dahil, yeni gerçeklikler yaratma çabalarını reddetmiş ve Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü zayıflatmayı amaçladığı gibi komşu ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit eden ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılığını ifade etmiştir.”

Bu görüşmelerdeki kirli pazarlıklar üzerinden işgalci Türk ordusuna yakılan yeşil ışık karşılığında, Türk sermaye devleti ve onun sözcüsü Erdoğan’a Esad rejimini tanıması ve onunla (Adana mutabakatı çerçevesinde) görüşmelere başlaması dayatılıyordu aslında. Ayrıca, Türkiye’nin Kürtlere yönelik askeri operasyonlarıyla, PYD-YPG alanda zayıflatılarak, Kürt hareketinin de Şam yönetimiyle masaya oturmaya ve olası görüşmelerde tavizler vermeye zorlanması planlanmıştı.

Bu görüşmeyi takiben Türk sermaye devleti tarafından ABD ile Ankara’da ve son olarak Rusya ile Soçi’de yapılan görüşmelerde emperyalist işgal devletleriyle bu yönlü kararlara imza atıldı. Masadaki emperyalist güçler, çıkarları gereği, Suriye’nin kuzey doğusundaki Kürt özerk bölge yönetimini bir kez daha işgalci Türk devletinin soykırımcı saldırılarıyla baş başa bıraktılar.

Basına yansıyan son açıklamalardan da görüleceği gibi, Suriye’nin petrol bölgeleri karşılığında Rusya’nın alanda tek başına egemen bir güç olarak varlığı, ABD emperyalizmi tarafından sineye çekilmiş gibi görünmektedir. Zira ABD’li kapitalist tekellerin Trump’ın önüne koydukları Suriye’nin petrol rezervleri haritaları, Suriye’deki bütün askerlerimizi geri çekeceğiz diye açıklamalar yapan Trump’ı bu açıklamalarından anında çark etmeye zorladı. Trump’ın, “Suriye petrolünün ABD askerlerince güvenceye alındığı ve Amerikan şirketleri tarafından işletileceği, gerekirse Suriye yönetimi de dahil, bölgedeki diğer güçlere karşı silah kullanılarak savunulacağı” yönlü açıklamaları ise ABD emperyalizminin bölgedeki varlığının gerçek nedenlerinden birinin en açık itirafı oldu.

ABD, Rusya ve üçüncü emperyalist güç olarak AB’nin işgalci eğilimleri

Suriye’de baş döndürücü bir hızla yaşanan gelişmeler, Almanya merkezli Avrupalı kapitalist tekelleri hayli rahatsız etmiş görünüyor. Özellikle ABD’nin Suriye’den askerlerini çekeceği şeklindeki açıklamalar ve bölgenin Rusya’nın egemenliğine bırakılması, artı Türkiye’nin Suriye’ye yönelik yayılmacı eğilimleri, bu tekellerin sözcüleri olan hükümetleri harekete geçirmiş bulunuyor.

İlk adım Alman Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer’dan geldi. Bakan Kramp-Karrenbauer, Başbakan Merkel’in de onayını alarak Kuzey Suriye ile Türkiye sınırında “Uluslararası güvenli bölgenin” oluşturulması için Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin katılımıyla 30-40 bin kişiden oluşan bir askeri gücün bölgeye yollanmasını gündeme getirdi. Alman haber ajansı DPA’ya konuşan Alman Savunma Bakanı, Suriye’deki durumun Almanya ve Avrupa’nın güvenlik çıkarlarını doğrudan ilgilendirdiğini, Almanya ve Avrupa’nın şu ana kadar yaşananlara seyirci kaldıklarını ve artık bundan sonra daha aktif bir rol oynamaları gerektiğini belirtiyor. Bu çerçevede “NATO içerisinde Almanya kaynaklı bir Avrupa atılımının mantıklı olacağı”nı, “yanı sıra uluslararası güçler tarafından oluşturulacak olan güvenli bölgenin Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyini kalıcı olarak işgal altında tutamayacağını açıkça ortaya koyacağını” dile getiriyor.

Başta Kramp-Karrenbauer’ın partisi CDU olmak üzere sermayenin temsilcileri, Suriye’ye asker gönderilmesi eğilimine tam desteklerini açıkladılar. Arkasına sermayenin tam desteğini alan Kramp-Karrenbauer, bu önerisini geçen hafta Brüksel’de yapılan NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda da dile getirdi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg öneriyi memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, Birleşmiş Milletler’in de sürece dahil olmasının gerekebileceğini belirtti. Ayrıca Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve AB içerisindeki birçok ülke öneriye tam destek vereceklerini açıkladılar.

Birlik üyesi emperyalist devletlerin, Suriye üzerinden Ortadoğu’da bir güç olabilmeleri, bölgenin enerji kaynakları üzerinde hakimiyet kurma hevesleri onları daha da saldırganlaştırıyor. ABD’nin Suriye’den askerlerini çekmesini bir fırsata çevirerek, sömürgeci egemen bir güç olarak bölgeye yerleşmek istiyorlar.

Başta Almanya’nınkiler olmak üzere kapitalist tekeller ve onların birliği demek olan AB emperyalizminin temsilcileri, çıkarları gereği Suriye’deki gelişmeler karşısında sesiz kalmayacaklarını açıkça ilan etmiş oluyorlar. Bu emperyalist saldırgan güç, uzun bir zamandır AB içerisinde silahlanmaya ayrılan devasa bütçeyle, hızla oluşturulmaya çalışılan AB ortak ordusu ile tam da böylesi süreçlere hazırlanmaktadır. Önümüzdeki dönemin, bu emperyalist merkezin Suriye’de işgalci bir güç olarak varlığına ve katliamlarına tanıklık etmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Suriye halkları emperyalist devletler ve onların sömürgeci ordularının işgali altında kan ağlamaya devam ediyorlar. Başta Kürt halkı olmak üzere bölgenin mazlum halkları bu işgalcileri ancak birleşik devrimci bir direniş ile yenilgiye uğratabilirler. Tarih, bölge halklarını gerçek kurtuluşları için böylesine bir sorumluluk ile yüz yüze getirmiştir.