“Türkiye, 3 genci iade ederek suç işledi”

İnsan Hakları Hukukçusu Av. Ercan Kanar’la Türk sermaye devleti tarafından haklarında idam kararı olan 3 gencin İran’a iade edilmesi sürecini ve idam karşıtı kampanya üzerine konuştuk.

  • Haber
  • |
  • Güncel
  • |
  • 05 Ağustos 2020
  • 11:51

İran’da 20'li yaşlardaki Amirhossein Moradi, Mohammad Rajabi ve Saeed Tamjidi geçen Kasım ayında, hükümetin petrol fiyatlarına zam yapmasından sonra binlerce kişinin yer aldığı sokak eylemlerine katılmış, molla rejim haklarında idam cezası vermişti. Bunun ardından Türkiye’ye kaçan ve Türk sermaye devleti tarafından İran’a iade edilen 3 gencin infazları tepkiler nedeniyle durduruldu. Yüksek Mahkeme'nin idam cezalarını onamasından sonra Farsça #idametmeyin etiketiyle başlatılan kampanyaya, aralarında çok sayıda ünlünün de bulunduğu yedi milyon kişi destek vermişti. Avukatları Babak Paknia, gazetecilere yaptığı açıklamada, yeniden yargılama talebini yüksek mahkemenin kabul ettiğini söyledi. Bu kampanyanın Türkiye’deki öncülerinden İnsan Hakları Hukukçusu Av. Ercan Kanar ile süreç üzerine konuştuk. 

-İran’da petrol fiyatlarının artmasının ardından gerçekleşen hükümet karşıtı eylemlere katıldığı için tutuklanan ve “tanrı düşmanlığı” iddiasıyla idamları istenen üç gencin idam kararı geri çekildi. Üç gencin tutuklanma ve haklarında idam istenen sürecini anlatabilir misiniz?

Öncelikle şunu vurgulamak gerekir, İran’da dinci faşist bir diktatörlük söz konusu. İnsan hakları ihlallerinin çok yoğun olduğu ülkelerden birisi. İdam cezasının sık sık uygulandığı ülkelerin başında geliyor. İran, Çin, Amerika’nın bazı eyaletleri, Latin Amerika’nın bazı ülkeleri, Afganistan, Afrika’nın bazı ülkelerinde idam cezası sık sık gündemde. İran’da bu olaya benzeyen durumlar geçmişte de sık sık yaşandı.

Benim tanıklık ettiğim bir olay da var. Bundan yaklaşık 10 yıl önceydi. Türkiye’ye kaçmış olan bir İranlı başka bir İranlının evinde kalıyor. Sonra bir kadın telefon ediyor ve “Taksim’de buluşalım” diyor. Buluşuyorlar. Orada 2 3 arabadan inen sivil polislerce kaçırılıyor ve İran’a götürülüyor. Yanındaki arkadaşını ise “Kimseye anlatmayacaksın” diye tehdit ediyorlar. Kaçırılan kişinin ailesi Avrupa’da yaşıyor. Kendisi İran’da muhalif bir örgüte mensup ve hapishaneden kaçmış. Ailesi Af Örgütü üzerinden bana ulaştı. Ben konunun üzerine gittim. Beyoğlu Emniyeti ve MİT hakkında suç duyurusunda bulunduk. Savcı gerçeği gördüğü halde dava açmaya cesaret edemedi. Fakat savcının araştırması neticesinde arayan telefonun MİT’e ait olduğu ortaya çıktı. Suç duyurumuz ve itirazımız reddedildi. AİHM’e götürdük, oradan da bir sonuç alamadık. Sonra ben İran Büyükelçiliği’ne mektup yazdım “Müvekkilimin hayatından endişe ediyorum, hangi cezaevindedir, yaşıyor mudur?” diye. Elçilikten “Yabancıya yanıt veremeyiz” cevabını aldım. Böyle bir olay yaşamıştım.

Ayrıca benim başkanlığımda İHD olarak, ne zaman İran’da bir idam yaşansa, Cağaloğlu’ndaki İran konsolosluğu önünde açıklama yapardık. 3 gencin idamı olayı da Türkiye’nin suç ortaklığı ile gerçekleşmiş. Tabii İran muhalefete asla tahammül etmiyor. İran’da burjuva hukuku anlamında bile bir yargılama söz konusu değil. Aslında Türkiye’deki gibi İran’da da yargı, yargıdan başka her şeye benzer. İdari bir birim faaliyeti, operasyonel bir faaliyet yapan mekanizma. Dolayısıyla 7,5 milyon insanın dayanışması sonucu idamın durdurulması önemli bir kazanım. Tabii bundan sonra ne olacak, müebbete mi dönüşecek, yeniden bir yargılama mı olacak onu bilemiyoruz. Ama bu tür hadiselerde evrensel dayanışmanın önemi ortaya çıkmış oluyor.

-İdam kararı, oluşan toplumsal muhalefet nedeniyle durduruldu. “İdamları durdurun” kampanyasına 7,5 milyon kişinin destek olduğu söyleniyor. İran’da yapılmak istenen eylemlere polis saldırısı gerçekleşmişti. Bu kampanyanın İran’daki yansıması üzerinde bilgi verebilir misiniz? 

Maalesef İran basınını takip edemediğimiz için yansımalarını göremiyoruz. İran’da da Türkiye gibi ana akım medya teslim alınmış durumda, gerçeği yansıtmaz. Fakat bu 7,5 milyon insanın kampanyaya desteği İran’ın resmi yetkililerini sarsmıştır. İran sosyal medyasına da yansımıştır. E, zaten bir süredir Humeyni rejiminin içinde de çatlaklar var. Kısmen liberal, muhalif sesler duyulmaya başlandı. Sık sık isyanlar da yaşanıyor, dolayısıyla etkilemiştir İran’daki muhalefeti.

-Tutuklanmadan önce Aralık ayında İran’dan Türkiye’ye gelen gençler iki farklı kampta bir ay tutulduktan sonra İran’a iade edildi. Bu sürecin bir parçası olarak Türkiye’nin rolü ve burada sizin de öncülük ettiğiniz kampanya sürecine dair bilgi verebilir misiniz?

Türkiye bu tip hadiselerde suç işliyor. Cenevre sözleşmesini ihlal ediyor ve insanların yaşam hakkının tehlikeye gireceğini bile bile yaşam hakkının ortadan kaldırılmasına ortaklık etmiş oluyor. Bizim başlattığımız imza kampanyasına Türkiye’nin birçok şehrinden arkadaşlar destek verdi. Mesela Adana’dan avukat meslektaşım Şiar Rişvanoğlu da destek verdi. Ben de sosyal medya üzerinden kampanyaya destek oldum.

Kızıl Bayrak / İstanbul