Ergenekon davası üzerine…

H. Eylül

  • Haber
  • |
  • Güncel
  • |
  • 08 Ağustos 2013
  • 17:26

Dinci-gerici koalisyonun hükümranlık çekişmesindeki rakibi “ulusalcılar”, açıklanan Ergenekon kararı sonucu o meşhur ifadeyle “darbeye teşebbüsten” mahkûm oldular. AKP’nin temsil ettiği kanat “kanunların kendilerine verdiği yetkiye” dayanarak böylece artık darbe riskini, tehlikesini bertaraf emiş oldu! Hatırlanacağı üzere bu hesaplaşma 2007’de iyice gün yüzüne çıkmıştı. Temmuz 2008’de ise iddianame açıklanmış ve 5 yıl sürecek dava böylece başlamıştı. Esas olarak iddianamedeki suçlamalar “seçimle iktidar olmuş AKP hükümetine karşı faaliyet” şeklinde düzenlenmişti.

Açıklanan karar ile taraflar arasındaki çekişme başka bir noktaya taşındı. Mahkûm olanlar mağduriyetlerini, mahkûm ettirenler ise burjuva hukukunun üstünlüğünü dile getirmekteler. Yazılı ve görsel medyada benzeri tartışmaların çokça yapılıyor olması bir tarafa bizi esası yönden bu lüzumsuz tartışmalar da ilgilendirmemektedir. Böyle bir davada, sistemin kendi çizdiği sınırlarda bile hukuka uygun karar beklemek zaten yeterince komik olmaktadır. Bu dava süreci tıpkı başlamasına neden olan koşullar gibi hukuk zemininde değil siyasi zeminde sürmüş ve öyle de neticelenmiştir. Kaldı ki davaya ilişkin ulusalcı güçler tarafından yapılacak eylemliklere yönelik, AKP Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Hüseyin Çelik’in, konu ile ilgili AKP Genel Merkezi'nde kullandığı şu cümle bir itiraf niteliğindedir: “Ayı ne kadar yol bilirse avcı da o kadar hile bilir. Kusura bakmasınlar.”

275 sanıklı davanın, toplam 120 milyon sayfa büyüklüğündeki dosyasında bir mantık aranacaksa işte meseleye tam da buradan bakılmalıdır. Kalemi bu kez çıkar odaklarının güç savaşımında üstün olanlar kırmıştır. Beklentileriyse gayet açıktır: “Şeriatın kestiği parmak acımamalıdır.”

Öte taraftan üç yıl boyunca Ergenekon davasına bakan ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin başkanlığını yaptığı sırada görevden alınan hakim Köksal Şengün şöyle söylemektedir: "Bu davada derin devlet çözülmedi. Hangi derin devletten bahsediyorsunuz? Türkiye'nin tarihindeki cinayetleri kimlerin yaptığı, kimlerin emir verdiği ortaya çıktı mı? Hangi eylemin perde arkası ortaya çıktı? Daha iddianamede bile, bir tek faili meçhul cinayetin deliller eşliğinde kimseye ithaf edildiğini görebildiniz mi? Dosyadaki hiçbir sanık hakkında eylemlerle bağlantı kurulmadı, deliller eşliğinde suçlama getirilmedi."

Bizi asıl ilgilendiren de bu dava ile birlikte bu topraklardaki ABD destekli kontrgerilla gerçeğinin üstünün örtülmüş olmasıdır. AKP’nin temsil ettiği gerici koalisyon tam da kendinden beklendiği gibi sağlamlaştırmaya, yapılandırmaya çalıştığı, yeniden biçim verdiği hükümranlık alanına uzanan eli kırmış ama bu elin taşıdığı kanı kendi mendiliyle silmiş, aklamıştır. Çünkü bu kanda en az hapsettikleri kadar onların da sorumlulukları vardır.

Kime, nasıl dokunması gerektiği konusunda tercihleri ise nettir. Kontrgerilla tetikçilerini “tanırım, iyi çocukturlar” diyerek himayesine alan Yaşar Büyükanıt, silah arkadaşları Silivri’de kodese atılırken, Erdoğan ile Dolmabahçe’de sır olarak kalan görüşme sonrası AKP’nin himayesine girmiştir. Keza aynı dönemde Hrant Dink cinayeti gibi ortak faaliyetleri deşifre olan polis şefleri, aktif kontrgerilla unsurları da (Ramazan Akyürek vb.) korunan, kollananlar arasındadır.

Velhasıl Kürdistan’daki cinayetlerin ve Gazi katliamının doğrudan sorumlusu olarak Ergenekon iddianamesine de giren Veli Küçük’ün parmaklıklar ardında geçireceği süreye sebep bu insanlık suçları değildir. Asit kuyularını Kürtlerle dolduran Atilla Uğur’un da mahkûmiyet nedeni bu değildir. Ve yine bir konuşsa, ilk tuğlası çekilen duvarın tümüyle yıkılacağını bilen, “1000 operasyon”la övünen, sorumlusu olduğu katliamlardan dolayı yüzü ağarmayan Mehmet Ağar ise kısa süreliğine bir “tatil kompleksinde” misafir edilmiştir. Mardin’de 13 kişinin katledilmesiyle yargılanan Ankara Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Musa Çitil ise hala görevine devam etmektedir. Tıpkı bizzat Erdoğan tarafından “yedirilmeyip” terfi ettirilen işkenceci emniyet müdürü Selim Sedat Ay gibi.     

Türk İntikam Tugayı lideri olarak adı geçen Semih Tufan Gülaltay ise Akın Birdal’e suikast düzenleyen kişidir. 19 yıla mahkum olmuş ve 2002’de afla çıkmıştı. Sonra Ergenekon’un tetikçisi olduğu söylendi ve tutuklandı. İşte bu zatta mahkeme kararı ile sadece terör örgütü üyeliğinden hapis cezası aldı. Başka hiçbir suçtan ceza verilmedi. Kuşkusuz bu liste daha da uzatılabilir ancak bu kadarı bile fazlasıyla yeterlidir.

Öte taraftan bu dava sonrası bu topraklarda yaşayan işçilerin, emekçilerin, devrimcilerin, Kürtlerin, Alevilerin belleğinde İlker Başbuğ ve Erdoğan tarafından mevzide birlikte çektirilen o fotoğraf kalacaktır. Bu fotoğraf karesi esasında büyük resmi göstermektedir ve saklanan gerçeği işaret etmektedir.

Soykırımlar, İstiklal Mahkemeleri, kurulan darağaçları, zorla Türkleştirme, asimile etme, zulümle bastırılan Kürt isyanları, derelerinden kan akan Dersim, 6-7 Eylül, Bahçelievler, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi, 77 1 Mayıs’ı, kontrgerilla, Komünizmle Mücadele Dernekleri, Mahirler, Denizler, İbrahimler, Nurhaklar, askeri faşist darbeler, zindan katliamları, yargısız infazlar, işkenceler, faili meçhul cinayetler, Jitem, kontrgerilla, kayıplar, asit kuyuları, yakılan köyler, garnizon bahçeleri, zindan katliamları asla kapatılamayacak yegane gerçeği göstermektedir.

Yazının başında alıntı yaptığımız Hüseyin Çelik bu aynı konuşmanın devamında; “Ergenekoncular tutuklandığından beri Türkiye’de siyasi cinayet yok, faili meçhul yok” derken bile kuşkusuz tüm bu gerçeklerin günümüze nasıl tezahür ettiğini yine en iyi kendisi bilmektedir. Çünkü PSYK ile donatılan polis teşkilatı artık yasal mermileriyle cinayet işlemektedirler. Gezi direnişi ile birlikte ise destanlar yazmaktadırlar. Roboski, Reyhanlı’da yetmemiş bugüne uyarlanmış kontrgerilla çeteleri ile Rojova ve Suriye’de katliamlar gerçekleştirilmektedir.

12 Eylül’ün ardından Türkeş’in “biz içerdeyiz ama fikirlerimiz iktidardadır” sözü AKP’nin ağzından günümüze uyarlanacak olursa herhalde şöyle denecektir: “İçeri attıklarımızın fikirlerini olmasa bile hiç değilse pratiklerini iktidarda tutmaya devam ediyoruz.” Ve yine bugün içerde tutulan bu “darbeciler” yarın Kürt hareketi tasfiye edildiğinde hapishanelerdeki kısmi salıverme işlemi için koz olarak kullanılacaktır. Bir torba paketle birlikte Ergenekon tutukluları da salıverilerek terazide denge sağlanacak, ulusalcı bir karşı çıkışın önüne geçilmeye çalışılacaktır.