Macar Devrimi’nin 100. yılı... Macar Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti

A. Eren

Almanya’da Kasım Devrimi ile Macaristan Devrimi’nin yenilmesinin en önemli nedeni, sınıflar mücadelesinde sınanmış, ideolojik, politik ve örgütsel olarak bağımsız, sadece işçi sınıfı içinde değil diğer emekçi katmanlar üzerinde de etkili olan bir devrimci öncü partinin olmamasıdır. Lenin’in deyimiyle, saflarında Menşeviklerin, sosyal reformistlerin olduğu bir partinin devrimi başarması olanaksızdır.

  • Değerlendirmeler
  • |
  • Güncel
  • |
  • 21 Mart 2019
  • 08:00

Macar Devrimi’nin tarihte aldığı yer ve yarattığı etki üzerine hala tartışmalar devam etmektedir. Gerici tarihçi Richard Pipes, Macar Sovyet yönetiminin “Macar halkını temsil meşruiyetinin olmadığını”, zira 26 Halk Komiserinden 18’inin Yahudi kökenli olduğunu söyler. Daha da ileri giderek, komünistlerin bu taraflı tutumundan dolayı, Yahudi düşmanlığının iç politikada milliyetçiler tarafından kullanıldığını, böylece Yahudilere karşı sonradan yapılan soykırımın temellerinin hazırlandığını iddia eder. (Die Rusische Revolution, Cilt 3, s. 281)

Komünizme kin kusan yalan ve karalama yığını Komünizmin Kara Kitabı’nda da aynı savlar ileri sürülür. Bolşeviklerin devrimi ihraç ettikleri tek ülkenin Macaristan olduğu iddia edilerek, 133 gün süren Sovyet yönetimi altında ölen 129 kişiden 80’nin komünistlerce öldürüldüğü iddia edilir. Sovyet yönetiminin yıkılışını izleyen korkunç faşist beyaz terörden, onun kurbanı binlerce kişiden ise tek kelimeyle söz edilmez. Beş bin kişinin katledilmesi, yetmiş bin kişinin zindanlara atılması, yüz binin üzerinde insanın sürgüne gönderilmesi önemsiz bir ayrıntı olarak görülür ve sorumluluğu da sosyalist cumhuriyete yüklenir. Büyük toprak sahibi Miklos Horthy liderliğindeki faşist yönetimin, devrimin bastırılmasından yirmi beş yıl sonra yarım milyon Yahudi kökenli Macar’ı hunharca yok etmesi de aynı şekilde geçiştirilir. 

Burjuva demokratik cumhuriyetin sınırları

Geçtiğimiz yüzyılın başında Macaristan toplumu önemli ölçüde yarı-feodal bir yapı tarafından belirlenmekteydi. Avusturya-Macaristan monarşisinin bir parçası olarak ülke ekonomik, politik ve sosyal olarak tarımsal alan işlevi görüyordu. İşçi sınıfı sadece Budapeşte gibi bazı büyük kentlerde yoğunlaşmış, sendikal örgütlenme ise geç başlamıştı. Macaristan Sosyal Demokrat Partisi ancak 1890 yılında kurulabildi. Marks ve Engels’in eserleri ise 1905’ten itibaren çevrilmeye başladı. Bu, işçi sınıfı içinde reformizmin etkisinin bir göstergesiydi.

Birinci Dünya Savaşı’nın gelişim sürecinde devrimci durum Habsburg İmparatorluğu’nu da sarmıştı. Çeşitli halklar Ekim 1918’den itibaren İmparatorluğun egemenliğini reddederek bağımsızlıklarını ilan ettiler. Ekim sonunda Hırvatlar, Çekler ve Macarlar artık bağımsızlardı.

1917 yılı başında cephede bulunan 3 milyon 800 bin askerin 600 bini yaşamını yitirmiş, 750 bini ise ağır yaralanmış ya da sakatlanmıştı. Savaş emekçi halk kitleleri üzerinde yıkıcı bir etki yaratmıştı. Bu tarihsel-toplumsal koşullar Macaristan’da 1918 sonunda bir devrimin gerçekleşmesine yol açtı. Devrim Mart 1919’da ortaya Macar Sovyet Cumhuriyeti’ni çıkardı. Savaş galibi emperyalistlerin ve Macar karşı-devriminin birleşik saldırısı sonucunda, sovyet cumhuriyeti Ağustos 1919’da yenilgiye uğradı. Macaristan’da 1945 yılına kadar sürecek bir faşist diktatörlük kuruldu.

Habsburg İmparatorluğu’nun dağılması sonucunda Macaristan büyük burjuvazisinin toplumdaki konumu büyük darbe yemiş ve politik etkisi kırılmıştı. Macaristan’da monarşi karşıtı ve anti-feodal kitlesel gösteriler baş göstermişti. Gösteriler, işçilerin politik grevleri, savaş bıkkını askerlerin başkaldırıları tüm toplumun gündemine oturmuştu.

30 Ekim 1918’de silahlı işçi kitleleri ve askerler, başkent Budapeşte’nin stratejik merkezlerini ele geçirdiler. Bağımsız bir Macaristan Cumhuriyeti’nin ilan edilmesini istedirler. Bu dev kitle eylemleri sonucunda, 16 Kasım 1918’de, henüz burjuva sınırlarda kalan bir Cumhuriyet ilan edildi.

Yeni cumhuriyetin hükümeti Liberal Parti Başkanı Michael Karolyi başkanlığında oluşturuldu. Burjuvazinin bazı kesimleri, liberal toprak sahipleri ve sosyal demokratlardan oluşan koalisyon, demokratik-sosyal dönüşümleri uygulama vaadinde bulundu. Ancak böyle bir programı uygulaması gerçekte bir hayaldi.

Hükümet yükselen devrimci dalga karşısında kısa sürede yönetemez duruma düştü. İşçilerin ve emekçilerin ekmek, barış ve özgürlük taleplerini karşılayacak durumda olmayan koalisyon hükümeti, kısa sürede meşruiyetini yitirdi. Yoksul köylüler hükümetin aldatıcı toprak reformu vaatlerine karşın, büyük toprak sahiplerinin mülkiyetine fiilen el koydular. Toprak işgali eylemleri diğer toplumsal katmanların dayanışma ve desteğini de alarak yaygınlaştı. Devrimin itici güçleri pratikte sorunlara çözüm yolunu göstermiş bulunuyorlardı. Koalisyon hükümetinin kısa sürede düşürülmesinin esas nedeni, işçi sınıfının açık tutum alarak başkaldırmasıydı.

Macaristan Sosyal Demokrasi Partisi 1918 yılında kendiliğinden gelişen grev ve eylemlere karşı takındığı olumsuz tutumdan dolayı emekçi kitleler içindeki etkisini hızla kaybediyordu. Dalga dalga büyüyen genel grev reformcu programların açmazını ortaya seriyordu.

Ekim Devrimi’nin yarattığı dalga

Biraz geriye, bir yıl öncesine, 1917 Kasım’ında gerçekleşen Ekim Devrimi’ni izleyen aylara dönelim. Ekim Devrimi’nin zaferinin ardından Macaristan işçi sınıfı içinde dayanışma eylemleri çığ gibi büyüdü. Bu eylemlerin doruk noktasını, Avusturya-Macaristan’ı kapsayan ve doğrudan monarşiye karşı gelişen kitlesel grevler oluşturdu. Sosyal demokrat parti yönetimi bu devrimci işçi hareketini geleneksel taleplerle -eşit ve genel seçim hakkı- sınırlayıp paralize etme çabası gütse de pek başarılı olamadı. Tersine bu gelişme sosyal demokrat parti içinde bir ayrışmaya yol açtı. Özellikle fabrikalarda işçi komiteleri vb. yeni devrimci örgütler kuruldu.

Haziran 1918’de ülke çapında genel grev gerçekleşti. Macaristan genelinde kendiliğinden işçi konseyleri oluştu. Ekim ayında Budapeşte Asker Konseyi’nin kuruluşu ilan edildi. Fakat yazık ki, burjuva cumhuriyetin yıkılışından birkaç ay sonra bile işçi ve asker konseyleri hâlâ merkezi bir örgütten yoksundu.

Macaristan Komünist Partisi’nin kuruluşu

Macaristan Komünist Partisi’nin (MKP) kuruluşu Ekim Devrimi’nin yarattığı etki altında gerçekleşti. Mart 1918’de Bolşevik Parti’nin saflarında, gazeteci Bela Kun’un önderliğinde savaş esirlerinin oluşturduğu bir seksiyon kuruldu. 4 Kasım 1918’de oluşturulan MKP merkez komitesi, Rusya’da bulunan yoldaşların Macaristan’a dönmeleri çağrısında bulundu. Bir hafta sonra, 24 Kasım 1918’de, Bela Kun önderliğinde Macaristan Komünist Partisi’nin resmi kuruluşu ilan edildi. Parti yönetiminde sol sosyalistler olarak bilinen kadrolar da yer almaktaydı. Georg Lukacs aynı yılın sonunda partiye üye oldu.

MKP 1918 yılının sonunda 35 bin üyeye sahipti. 7 Aralık 1918’de partinin yayın organı Kızıl Bayrak çıkmaya başladı. Almanya Komünist Partisi gibi Macaristan Komünist Partisi de, devrimci durumun toplumsal yaşamı belirlediği bir süreçte, yani hayli gecikerek kurulmuştu. Yeni doğmuş MKP kendini devrimci dalganın içinde buldu. Bu geç kalmış doğumun birçok sorunu birlikte getirdiği, sonraki gelişim süreci içinde daha iyi anlaşılacaktı.

Partinin kitleler üzerindeki etkisi, devrimi hazırlayan süreçlerden gelen bir ön çalışma birikimine dayanmıyordu. Dolayısıyla yeni parti devrimci durum ortamında kendisini hızla pratikte göstermek zorundaydı. Kuruluşundan hemen sonra parti, burjuva hükümetin yıkılmasını ve sosyalist bir cumhuriyetin kurulmasını stratejik amaç olarak saptadı. Kitlelerin bu doğrultuda desteğini almak için yoğun bir çabaya girişti.

MKP’nin işçi sınıfı ve emekçi kitleler içinde artan etkisine paralel olarak, tersinden sosyal demokrat parti kitle desteği kaybediyordu. Sosyal Demokrat Parti’nin (SDPU) burjuva hükümete üye olması onun yıpranmasını hızlandırıyordu. Genç komünist partisinin özellikle asker ve işçi kitleler içinde büyüyen etkisi sosyal demokrat yönetimi huzursuz ediyordu.

Diğer taraftan dünkü monarşik düzenin toplumsal dayanağı feodal soylular yeni hükümete karşı yer yer gerici ayaklanmalara başlamışlardı. 1919’un Ocak ve Şubat aylarında sert sınıf çatışmaları toplumun hemen tüm katmanlarını kapsıyordu. Grevler dalga dalga yayılıyordu. Hükümet dünya savaşının galibi emperyalist güçlerin Macaristan’ı bölme planları karşısında çaresiz konumdaydı.

Burjuvazi ve sosyal demokratların sağcı kesimi, ülkede sükuneti sağlamak ve emperyalist güçlere mesaj vermek amacıyla, 20-21 Şubat’ta (1919) MKP önderliğini tutukladılar. Böylece MKP’yi kitlelerden yalıtıp etkisini kırmayı amaçlıyorlardı. Fakat bu sonuç vermedi. Hükümet emekçi kitleler içinde dayanağını yitirmişti. Liberal burjuvazi ve küçük burjuva katmanlar desteğini çekmişti. Emperyalist savaşın galiplerinin güdümündeki Macar burjuvazisinin temsilcileri, kitlelerin toprak talebinin karşılanmasına yönelik açıklamalar üzerine koalisyon hükümetinden ayrıldılar. Hükümet tek başına sosyal-demokratlara kalmıştı. Sağ sosyal demokratlardan oluşan hükümetin tek başına yönetme çabası sonuç vermedi. Bunun üzerine Eugen Varga gibi sol sosyal demokratlar, komünistlerle ittifak kurulmasında ısrar ettiler.

Sosyal Demokrat Parti ile birleşme tarihi hatası

Sosyal demokrat partinin başka bir seçeneği kalmamıştı. Liderleri o sıra hala içeride olan komünistlere, tek parti olarak birleşme ve birlikte hükümet kurma önerisinde bulundu. Bunu kolaylaştırmak için de görünürde komünistlerin bütün koşul ve taleplerine boyun eğdiler. Koalisyon ortaklığı konusunda anlaşma sağlandı. MKP’nin hazırladığı ve Bolşevik devrimine dayanan devrimci program kabul edildi. Zira burjuva cumhuriyetin dağılması artık kaçınılmazdı.

Sosyal demokratlar bu birleşmeyle, işçi sınıfı içinde zayıflayan etkilerini yeniden güçlendirmeyi, yanısıra Sovyet cumhuriyetinin kuruluşuyla Antant güçlerine karşı manevra alanı elde etmeyi amaçlıyorlardı. Sosyalist cumhuriyete onay vermelerinin esas nedeni, işçi sınıfı içinde etkili olan MKP’yi bu yolla paralize etmekti. Birleşik partiyi ve “Sovyetler”i geçici bir durak olarak görüyorlardı.

MKP içinde birleşme konusunda özellikle Bolşeviklerin deneyimlerini yaşayan kadrolardan gelen itirazlar etkili olmadı. Karolyi burjuva hükümetinin istifa ettiği gün, 21 Mart 1919, iki partinin birleşmesiyle “Macaristan Sosyalist Partisi”nin kuruluşu ilan edildi. Ertesi gün (22 Mart) yeni yönetim ilan edildi. Bela Kun dışındaki halk komiserleri sosyal demokratlardan oluşuyordu.

Tarihte ilk silahsız devrim mi?

Karolyi hükümetinin direniş göstermeden yönetimi bırakması, işçi-asker konseylerinin iktidarı silahsız ele geçirmesini sağladı. Burjuva hükümet iç ve dış politikada tümüyle başarısız kalmıştı. Romanya, Çekoslovakya ve Yugoslavya orduları, Antant’ın onayı ve desteğiyle, Macaristan’ın üçte ikisini işgal etmişlerdi. Şubat-Mart aylarında hükümet toprakları ve sanayi kuruluşlarını kendiliğinden toplumsallaştırmaya yönelen kitleleri dizginlemeyi başaramamıştı. Mart’ta Antant temsilcileri Macarların yaşadığı başka bölgelerin de Romanya ve Çekoslovakya’ya bırakılmasını talep etmişlerdi. Dolayısıyla, Alman Kasım Devrimi’nde olduğu gibi, burjuvazinin ve sosyal demokratların direniş göstermeden iktidarı işçi-asker konseylerine bırakması rastlantı değildi. Böylece kısa vadede Macaristan’ın birliğinin ve “iç huzurunun” yeniden sağlanabileceği umudu taşıyorlardı. Sonra nasılsa devrimin üstesinden gelebileceklerdi.

Bu “barışçıl devrim” Lenin’in de dikkatini çekmişti. Bunu bir yanıyla halkın genel kültür düzeyinin yüksek olmasına bağlıyor, fakat bugün hayli tartışmalı görünen bir başka etkene daha dikkat çekiyordu. Bolşevik Parti’nin 8. Kongresi’nin kapanış konuşmasında Lenin, Macar burjuvazisinin, ülkeyi çökmekten ve toprak bütünlüğünü yitirmekten ancak Macaristan işçi ve köylülerinin, yani yeni proleter Sovyet demokrasisinin kurtarabileceğini gördü ve bu zorunluluğa istemeyerek de olsa boyun eğdi diyordu. (Lenin, Werke, Bd. 29, s.210, Schlussansprache)

Lenin Macaristan’ın toplumsal-siyasal koşulları konusunda çok az bilgiye sahipti ve komünistlerin Lenin’i kolay zafer sarhoşluğuyla bilgilendirdikleri sonradan anlaşılacaktı.

Lenin 23 Mart 1919’da Bela Kun’a telsizde cevaplaması için şu soruları soruyordu:

“Yeni Macar hükümetinin gerçekten komünist ve sadece sosyalist, yani sosyal ihanetçi olmayacağı garantisi var mıdır? Komünistler hükümette çoğunluktalar mı? Konseyler ne zaman toplanacak? Proletarya diktatörlüğünün sosyalistler tarafından tanınmasının temeli var mıdır?

“Macaristan’ın özgün koşulları gözetildiğinde, bizim Rusya taktiğini taklit etmenizin hatalara yol açmayacağından emin misiniz? Bu hatalar karşısında sizi uyarmak ve bunun gerçek güvencesinin ne olduğunu bilmek istiyorum.” (Aynı eser, s.219)

Lenin gelişmeleri kaygıyla izliyordu. Özellikle savaşın galibi emperyalistlerin (Antant) planları ve Ekim Devrimi’nin içinde bulunduğu zorluklar nedeniyle, Macar Devrimi’nin bastırılmasının ciddi bir tehlike olduğunu biliyordu. Gelişmeler de bu kaygıları doğruluyordu. Zira toplumsal koşulları gözeten burjuvazi için “barışçı geçiş”, kurnazca bir kısa süreli manevradan başka bir şey değildi. Eski savunma bakanı Albert Bartha, “Ben Noske’nin Almanya’da Spartakist hareketi bastırdığı türden bir örgüt yaratmak istiyordum. Hazırlıkları hükümetten gizli olarak yapmaktaydım” diyordu.

Bütün “kirli işleri” sosyal demokratlara yaptırmak için burjuvazi geri adım atmıştı. Bunun kültürel düzey ve olgunlukla ilişkisi yoktu, sonraki olayların tüm açıklığı ile gösterdiği gibi. Karolyi başkanlığındaki hükümetin istifa ederken, halkı Konsey Hükümetine destek sunmaya çağırmasının gerisinde bu vardı. Macaristan için o an konsey dışında bir alternatif yoktu.

Emperyalist burjuvazinin devrim, işçi ve asker konseyleri yönetimi söz konusu olduğunda, iç çelişki ve çatışmaları bir kenara iteceği, burjuva sınıf refleksiyle hareket edeceği tarihsel bir gerçektir. Nitekim karşı-devrim yeni yönetime karşı Romanya’yı üs seçerek, güçlerini yeniden örgütlemeye girişti. Batılı emperyalistler karşı devrime destek sundular. Yeni Sovyet Cumhuriyeti kurulduğu günden itibaren tehdit altındaydı.

Komünistler dış destek almadan yeni iktidarın uzun dönem ayakta kalamayacağının bilincindeydiler. Bela Kun’un birkaç kez Sovyet Kızıl Ordusu’nun yardıma gelmesi talebinde bulunduğu biliniyor. Diğer taraftan Macar komünistleri, Avrupa’nın diğer ülkelerinde gelişen devrimci yükselişin başarısına umut bağlamışlardı. O günlerde özellikle Avusturya devrimci işçi eylemleriyle sarsılmaktaydı ve bunda Macar komünistlerinin önemli bir etkisi vardı.

Devrim programının uygulanışı ve zorluklar

Bütün bu iç ve dış tehditlere karşın, komünistler ve sosyal demokratlar tarafından kurulan yeni hükümet, kısa süre içinde önemli siyasi ve ekonomik uygulamaları hayata geçirdi. Konsey iktidarının ikinci gününden itibaren şu önlemler gerçekleştirildi: Bankalar ve diğer bütün finans kurumları kamulaştırıldı. Sanayinin tümü kamulaştırılarak işçi komitelerinin kontrolüne verildi. Büyük toprak sahiplerinin mülkiyetine el konuldu. Yönetim organları, devlet kurumları Paris Komünü örnek alınarak yapılandırıldı. Burjuva mahkemeleri yerine işçi mahkemeleri oluşturuldu. Yasama, yargı ve yürütme ayrımına son verildi, bütün sorumluluk konseylerin elinde toplandı.

Ne yazık ki polis aygıtı dağıtılmadı. Oysa Paris Komünü’nün ilk eylemi bu aygıtı dağıtmak olmuştu.

Konsey Hükümeti kapsamlı bir konut programı uygulamaya başladı. İşçi aileleri için kiralar ödenebilir düzeye çekildi. Genel sağlık sigortası ve herkese iş hakkı yasalaştırıldı. Kapsamlı bir eğitim ve kültürel program hayata geçirildi. Din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı. Birçok kentte işçi üniversiteleri ve halka açık büyük kütüphaneler açıldı.

Toprakların kamulaştırılması fakat milyonlarca yoksul köylünün toprak talebinin karşılanmaması, Macar Devrimi’nin en öldürücü hatası oldu. Bu, Macaristan gibi geri bir ülkede, işçi sınıfının temel müttefiki olabilecek biricik güç olarak köylülüğün karşı devrimin kucağına itilmesinden başka bir anlam taşımıyordu. 1919 Haziran’ına kadar köylüler topraklara el koyup fiili bir durum yarattıkları halde, Konsey Hükümeti izlediği politikayı düzeltmiyordu. Oysa bu fiili durumu bir kararnameyle resmileştirmek devrimin kaderini belirleyecek. Büyük çiftlikler “devlet mülkiyeti” ilan edildi, fakat fiilen yönetimleri eski sahiplerinde kaldı. Büyük mülk sahipleri kendilerinin de “kızıl” olduğunu söyleyerek duruma “uyum” sağlıyorlardı. Gerçekte ise mülklerini kendi denetimlerinde tutuyorlardı.

Bu süreçte sosyal demokratlar ayak diriyor, programın uygulanmasını törpülemeye çalışıyorlardı. Birleşme sürecinde iki partinin örgütsel yapılarının dağıtılması kararlaştırılsa da, sosyal demokrat örgütler varlığını korurken, komünist partisi tüm örgütlerini tasfiye etmişti. Bu bir tür “gönüllü intihar” demekti.

Yönetimdeki görev dağıtımı da komünist partisinin zaafiyetini ortaya seriyordu. 17 sosyal demokrata karşın 14 komünist komiser görev almıştı. Dışişlerinden sorumlu Bela Kun dışındaki komünistler önemsiz görevlere verilmişti. Polis aygıtının dağıtılması ve burjuva bürokratik aygıtın kontrolü engelleniyordu. Sosyal demokrat komiserler ve sendika yönetimi konsey yönetiminin kararlarını uygulamıyordu. Savunmadan sorumlu halk komiserliğinin, cumhuriyetin savunma kapasitesi konusunda yanlış bilgi verdiği ve düşman Antant güçlerine bilgi sızdırdığı sonradan açığa çıkacaktı.

Komünist partisinin başka bir handikabı, işçi sınıfı içinde faaliyet yürütecek parti organlarının olmamasıydı. Kitlelerde hükümete büyüyen tepkiler doğrudan KP yöneticilerine yöneliyordu.

“Macaristan Birleşik Sosyalist Partisi”nin Haziran 1919’da yapılan kongresinde partinin adını komünist partisi olarak değiştirme çabası da sonuçsuz kalmıştı. “Macaristan Sosyalist-Komünist Partisi” ismi kabul görse de, komünistlerin etkisinin zayıfladığı bir gerçekti.

Devrimin yenilgisi

Temmuz’dan itibaren Konsey Cumhuriyeti büyük bir tehlikeyle yüz yüzeydi. Kızıl ordu askerlerinin temel ihtiyaçlarını gidermek zorlaşmıştı. Köylü kitleleri yeni para birimini kabul etmiyordu ve yer yer ayaklanmalar başlamıştı. Askeri cephe çıkmaza girmişti. Sovyet yönetiminin ilanından itibaren Çek ve Romanya askeri güçleri, Antant güçlerinin desteğiyle defalarca saldırıda bulunmuşlardı. Bütün bu ablukaya rağmen konsey yönetimi kısa sürede 285 bin kişilik bir kızıl ordu yaratmış ve abluka yer yer kırılmıştı. Karşı-devrimci ordular Çekoslovakya içlerine kadar püskürtülmüştü. Slovakya Sovyet Cumhuriyeti’nin 6 Haziran 1919’da ilan edilmesi kızıl ordunun bu başarıları sayesinde olmuştu.

Fransa devlet başkanı Clemenceau Macar hükümetine, Macar Kızıl Ordusu’nun Çek topraklarından çekilmesi karşılığında, Romanya askerlerinin de işgal ettiği Macar topraklarından çekileceği vaadinde bulundu. Bu bir aldatmacaydı. Konsey Hükümeti ordusunu geri çekerken, Romanya ordusu Budapeşte’ye saldırıya geçti. İçeride de sosyal demokratlar karşı devrimin başarısı için her türlü sabotaja başvurdular. Kızıl ordu Çekoslovakya, Romanya, Yugoslavya ve Fransız askerlerinden oluşan güçler karşısında yenilgiye uğradı.

1 Ağustos 1919’da Konsey Hükümeti görevi bıraktığını duyurdu. Ardından sosyal demokratlar ile sendika yöneticilerinden oluşan bir “işçi hükümeti” kuruldu. Yaptığı ilk iş Konsey yönetiminin uygulamalarını tasfiye etmek oldu. 4 Ağustos’ta Romanya askeri güçleri Budapeşte’yi işgal ettiler. “İşçi hükümeti”nin iki günlük ömrü sona erdi. Komünistlere karşı tam bir haçlı seferi başlatıldı. Beş bin devrimci katledildi, 70 bini aşkın devrimci zindanlara atıldı, 100 bin kişi Macaristan’ı terk etmek zorunda kaldı. Bela Kun yokluğunda ölüme mahkûm edildi. General Horthy önderliğindeki monarşist rejim örgütlü işçi hareketini tasfiye ederek, sendikaların varlığına son verdi. Paris, Londra ve Washington’un desteğiyle, büyük toprak sahibi Horthy, 24 bin kişilik bir faşist gönüllü orduyla Budapeşte’ye girdi. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın bitimine kadar sürecek olan faşist bir diktatörlük rejimi kurmuş oldu.

Yenilgiden sonra işçi sınıfı önderlikten yoksun kalmıştı. Geri kalan parti kadroları yurtdışına çıkmıştı. Sosyal demokrat parti üyeleri ve sempatizanları da bu beyaz terör altında ezilirken, partinin yönetimi yeni rejime boyun eğiyordu. Karşı-devrim tarihsel sınıf kiniyle acımasız bir savaş yürütüyordu. Kendini savunamayan, yenilmiş burjuva güçlerin tasfiyesinde kararsız kalan devrim, karşı devrimin on kat şiddetiyle boğuldu.

Devrimler tarihi bunu defalarca göstermiştir. Yarım kalan her devrim, karşı-devrimin en vahşi saldırısına maruz kalmış, kaçınılmaz bir biçimde ezilmiştir.

MKP kadrolarının özeleştirileri

Çoğu Viyana’da sürgünde kalan parti kadroları, yaşananların derslerine ilişkin tartışmaların sonuçlarını 1919 yılında KPD’nin Die Internationale dergisinde, “Macar Konsey Cumhuriyetinin dağılmasının gerçek nedenleri” başlığıyla yayınladılar. Komünistlerin en büyük hatasının sosyal demokratlarla birleşme olduğunu, bunun devrimin kaybedilmesine yol açtığını belirttiler. Diğer etkenleri şöyle sıraladılar: Yönetimin hazırlıksız olarak üstlenilmesi. Politik olarak eğitilmiş kararlı kadroların olmaması. Sosyal demokratların sistematik sabotajları. Rüşvet, mali politikalarda amatörlük. Eski subayların yeniden göreve getirilmesi. Emperyalist güçler ve ordularının üstün gücü...

Radek, Komünist Enternasyonal’in yayını Kommunismus’da “Macar Devriminin Dersleri” (1920) başlığıyla yayınlanan makalesinde, komünistlerin birleşme sürecinde sosyal demokratları ideolojik-politik olarak teşhir edememelerini büyük bir zaaf olarak değerlendirir. MKP’nin hiçbir koşulda parti örgütlerini dağıtmamaları gerektiğini, sosyal demokratlara karşı proletarya diktatörlüğünün kararlılığını göstermek için idam sehpalarının hükümet sarayının karşısına dikmek zorunda olduklarının altını çizer. Devrim dalgasının gerilemesini, devrimin kolayca boğulmasında bir başka önemli faktör olarak sayar.

Yenilginin ardından Bela Kun da “Devrimden devrime” (1920) başlıklı bir broşür kaleme aldı (Sosyal-demokratlarla birleşmenin mimarı Bela Kun’du). Broşüründe, Macar işçi sınıfının politik olarak yetersiz olduğunu, devrime yeterince hazır olmadığını, devrimci hükümetin kararlarına işçilerin bir kesiminden de tepkiler geldiğini söyler ve bunu onların sosyal reformistlerin etkisinde olmasına bağlar. Bela Kun, sosyal demokratlarla birleşmeyi parti içinde ciddi bir tartışma yapmadan bizzat kendisi onaylamış olduğu halde, bundan broşüründe söz etmez. Konsey Hükümetinin yönetimi bırakma kararı aldığı son oturumda konuşan Bela Kun, orada bu fikirleri daha açık savunur. “Proletarya sadece önderlerini değil, kendisini de yarı yolda bıraktı” der. Proletaryayı devrimcileştirme çabalarının sonuçsuz kaldığını, “proletaryanın devrimci olması için burjuva diktatörlüğünün acımasız baskısı”nın zorunlu olduğunu belirtir. Temsilcilerinden olduğu “Sol” komünizmin tipik yaklaşımı...

Parti önderlerinden Mathias Rakosi ise Komünist Erternasyonal’in İkinci Kongresinde farklı bir noktaya dikkat çeker. Parti önderliğinin entelektüellerden oluştuğunun ve partinin örgütsel olarak güçlü olmadığının altını çizer. Sosyal demokratlarla birleşmede parti organlarının tamamen yutulmasının yenilgi sürecinde önemli bir etken olduğunu vurgular.

Komintern Macaristan deneyimini neden önemsedi?

Macaristan devriminin yenilgisi, Avrupa işçi hareketi ve Ekim Devrimi için önemli bir kayıptı. Batı Avrupa bir ön cephe devrimini kaybederken, böylece Bolşevikler de tek başlarına kalıyordu. 1919’da kurulan Komünist Enternasyonal, devrimin yenilgisinin MKP’nin izlediği stratejik-taktik hatalardan kaynaklandığı saptamasını yaparak, bu deneyim üzerinde titizlikle durdu. Yaşanan politik hataların sadece Macaristan ile sınırlı olmadığı, işçi hareketi içinde bir akımla bağlantılı olduğu üzerinde duruldu. Devrimci mücadelenin sorunlarına yaklaşımda “sol radikaller” olarak tanımlanan bu akım, Komintern’e göre işçi sınıfı hareketinin başarı sağlaması önünde önemli bir engeldi.

Macar deneyimini değerlendiren Komintern şu tespiti yaptı: Hiçbir komünistin Macaristan Konsey Cumhuriyetinin derslerini unutmaması gerekir. Macar komünistlerinin sol sosyal demokratlarla birleşmesi proletaryaya ağır bedeller ödetmiştir. MKP’nin birleşme sürecinde kendi örgütlerini dağıtmasını büyük bir tarihsel hata olarak değerlendiren Komintern, proletarya devriminin, bağımsız devrimci bir işçi partisi olmadan zafer kazanacağı savlarını şiddetle mahkûm etti. Sınıflar varlığını sürdürdüğü sürece proletaryanın bağımsız devrimci partisi vazgeçilmezdir.

Almanya’da Kasım Devrimi ile Macaristan Devrimi’nin yenilmesinin en önemli nedeni, sınıflar mücadelesinde sınanmış, ideolojik, politik ve örgütsel olarak bağımsız, sadece işçi sınıfı içinde değil diğer emekçi katmanlar üzerinde de etkili olan bir devrimci öncü partinin olmamasıdır. Lenin’in deyimiyle, saflarında Menşeviklerin, sosyal reformistlerin olduğu bir partinin devrimi başarması olanaksızdır.

Kaynaklar:

Gescichte der ungarischen revolutionären Arbeiterbewegung, Berlin, 1983.

Ungarische Räterepublik im Jahr 1919 und ihr Widerhall in Deutschland, 1959

Farkas Jozsef, Räterebublik und Kultur Ungarn. 1919, Budapest 1919

Andreas Siklos, Ungarn 1918/1919. Ereignisse, Bilder, Dokumente 1979