Komünist Enternasyonal’in 100. yılı... Komünist Enternasyonal için olgunlaşan koşullar

H. Fırat

Ekim Devrimi, cepheyi yararak, proleter devrimi somut bir tarihsel gerçeklik haline getirerek, tüm bu ikiyüzlülükleri ve sahtelikleri örten perdeyi yırtıp attı. Tek tek ülkelerde ve tüm dünya ölçüsünde gerçek safları, birbiriyle bağdaşmaz biçimde ayrıştırdı. İkinci Enternasyonal’in açık ya da gizli tüm oportünist ve şoven temsilcileri, kendi ülkelerinde devrimin ve uluslararası planda Ekim Devrimi’nin, onun hızlandırdığı devrimci süreçlerin karşısına dikilerek, gerçek kimliklerini kesinleştirmiş oldular. Emperyalist savaşta “anavatan savunması” bahanesiyle kendi burjuvazilerinin yanında saf tutmuş olanlar, şimdi aynı şeyi kapitalist düzeni savunarak toplumsal devrime karşı yapıyorlardı. Bu, İkinci Enternasyonal’in artık devrim, sosyalizm ve enternasyonalizm adına davranma, öyle görünme olanağını tarihsel olarak yitirdiği anlamına geliyordu. İkinci Enternasyonal “komüncü”lere karşı “versaycı”ların safındaydı. Ekim Devrimi’nin öldürücü darbesinin anlamı, bu gerçeği kesinleştirmiş olmasındaydı.

  • Değerlendirmeler
  • |
  • Güncel
  • |
  • 22 Mart 2019
  • 06:52

Rusya’da patlak veren Şubat Devrimi ile birlikte iki buçuk yıldır sürmekte olan emperyalist dünya savaşı yeni bir safhaya girdi. Emperyalist savaş yaklaşık bir buçuk yıl daha devam edecek, fakat bundan böyle artık savaş bunalımı devrim bunalımıyla iç içe yaşanacaktı. Rusya’da devrim, savaşın kaçınılmaz olarak mayaladığı devrimci bunalımın ilk somut açığa çıkışı, elle tutulur bir ilk ürünüydü. Aynı zamanda, emperyalist savaşın devrime yol açacağına ilişkin savaş öncesi öngörülerin tartışmasız bir ilk doğrulanması oldu.

Doğal olarak, Çarlığın yıkılışına yol açan Şubat Devrimi yalnızca bir başlangıçtı. Savaşın içinde ortaya çıkan ve savaşı izleyecek olan devrimci çalkantı dönemi henüz yeni başlıyordu. Hem Rusya hem de emperyalist savaş içinde ya da onunla bağlantılı hemen tüm ülkeler için. Rusya’da başlamış bulunan devrimin kaderi tümüyle, iktidarı proletaryanın eline verecek sosyalist bir aşamaya geçip geçemeyeceğine bağlıydı. Avrupa’da olgunlaşmakta olan devrimci bunalımın seyri ise, Rusya’da olayların gidişine sıkı sıkıya bağlıydı. Rusya emperyalist savaşı yürüten en büyük emperyalist devletlerden biriydi. Görece zayıf fakat son derece militan bir işçi sınıfına sahipti. Emperyalist zincirin en zayıf halkası olduğu Şubat Devrimiyle apaçık ortaya çıkmıştı. Böyle bir ülkede emperyalist zinciri kırarak sosyalist devrimi başarıya ulaştırmak, savaş içindeki Avrupa başta olmak üzere, tüm dünyada büyük yankılar uyandıracak, devrimci bunalıma yeni bir ivme kazandıracaktı.

Lenin’in Şubat Devrimi’nden hemen sonra formüle ettiği Bolşevik taktik, bunu bütün açıklığı ile görüyor, kavrıyor ve kendinde somutluyordu. Sağlam bir devrimci marksist teorik temele ve kuvvetli enternasyonalist geleneklere sahip olan Bolşevikler, İkinci Enternasyonal’in iflasından beri olayların Avrupa’daki seyriyle çok daha yakından ilgileniyorlardı. Lenin’in savaşa paralel teorik çabaları, sosyal şovenizme ve kautskiciliğe karşı amansız ideolojik mücadelesi, Avrupa ölçüsünde yaymaya çalıştığı emperyalist savaşı iç savaşa çevirmek ve proleter devrimi başarıya ulaştırmak devrimci taktiği, bir arada bu ilginin ifadesiydiler. Bolşevikler oportünizm ile hesaplaşmalarını çoktan sonuçlandırmış örgütlü bir parti olarak, uluslararası sosyalist işçi hareketinin mevcut yıkım ortamında, süren şaşkınlığı ve dağınıklığını gidermede, belli tutarsızlıklar taşısalar bile devrimci enternasyonalizme esasta sadık kalmış çevreleri toparlamada, yeni bir enternasyonalin teorik, taktik ve örgütsel temellerini hazırlamada, kendilerine ayrı bir sorumluluk düştüğünün bilincindeydiler. (Lenin’de bu bilinç özellikle netti.) Tüm bunlar daha Şubat Devriminden önce de böyleydi. Fakat Şubat Devrimi bu sorumluluğu daha açık ve yakıcı hale getirdi.

Lenin, patlak verdiği andan itibaren emperyalist savaşa karşı net bir biçimde formüle ettiği devrimci taktiği, Şubat Devriminin yarattığı yeni koşullar içinde, bu yeni koşulların Rusya proletaryasına uluslararası devrim alanında yüklediği enternasyonalist sorumluluğu da kapsayacak biçimde, şöyle tanımlıyordu ünlü Nisan Tezleri’nde:

“Şubat-Mart 1917 Rus devrimi, emperyalist savaşın iç savaş durumuna dönüşmesinin başlangıcını gösterdi. Bu devrim, savaşın durdurulmasına doğru ilk adımı attı. Savaşın durdurulmasını, yalnızca ikinci adım -iktidarın proletaryaya geçişi- sağlayabilir. Bu bütün dünyada ‘cephenin yarılması’nın -sermaye çıkarları cephesinin yarılmasının- başlangıcı olacaktır, ve proletarya, ancak bu cepheyi yararak insanlığı savaşın korkunçluğundan kurtarabilir, ona sürekli bir barışın iyiliklerini sağlayabilir.

“Ve, işçi vekilleri sovyetlerini yaratarak, Rus devrimi, Rusya proletaryasını, daha şimdiden bu sermaye ‘cephesini yarma’ işini yapabilecek bir duruma getirmiştir.”1

Bu öngörüyü doğrulayan sosyalist Ekim Devrimi, böylece Lenin’in savaş boyunca sarsılmaz bir kararlılıkla savunduğu taktiğin tek doğru, sosyalist anlamda tek devrimci ve enternasyonalist taktik olduğunu da kanıtlamış oldu.

Ekim Devrimi’nin çağ açan anlam ve önemi, gerçekte emperyalist savaşla girilmiş bulunan toplumsal devrimler dönemini fiilen de başlatmış olmasındadır. Muazzam tarihsel etki ve sonuçları iyi bilinen bu büyük tarihsel olay, sarsıcı etkisini güncel olaylar üzerinde de çok geçmeden gösterdi. Savaşın yarattığı bunalıma yeni boyutlar kattı. Devrimci süreçleri hızlandırdı. Yıllardır süren savaşın acısını çeken Batılı işçi ve emekçilerin yanı sıra, savaşla birlikte dünya olayları sahnesine çekilmiş bulunan Doğu’nun ezilen halkları üzerinde de güçlü devrimci etkilere yol açtı.

Ekim Devrimi’nin tarihsel önemdeki etki ve sonuçlarından biri de, çürümüş İkinci Enternasyonal’e ve ona ilişkin son hayallere öldürücü darbeyi vurmuş olmasıdır. İkinci Enternasyonal’in çürümüşlüğü ve iflası aslında savaşla birlikte ortaya çıkmış olmasına rağmen, sosyal-şovenler ve kautskici “merkez”, savaşın yığınlarda başlangıçta yarattığı milliyetçi duygusal baskıdan da yararlanarak, bu gerçeği gizlemeye çalışmışlar, bunda hayli de başarı sağlamışlardı. Emperyalist savaş yandaşlığını yüzsüzce sürdüren sağ kanattan farklı olarak, bu aynı işi “sosyalist” ve “enternasyonalist” kılıflar içinde yapmaya çalışan “merkez” kanadı, bu gerçeğin anlaşılmasını özellikle güçleştiriyordu.

Ekim Devrimi, cepheyi yararak, proleter devrimi somut bir tarihsel gerçeklik haline getirerek, tüm bu ikiyüzlülükleri ve sahtelikleri örten perdeyi yırtıp attı. Tek tek ülkelerde ve tüm dünya ölçüsünde gerçek safları, birbiriyle bağdaşmaz biçimde ayrıştırdı. İkinci Enternasyonal’in açık ya da gizli tüm oportünist ve şoven temsilcileri, kendi ülkelerinde devrimin ve uluslararası planda Ekim Devrimi’nin, onun hızlandırdığı devrimci süreçlerin karşısına dikilerek, gerçek kimliklerini kesinleştirmiş oldular. Emperyalist savaşta “anavatan savunması” bahanesiyle kendi burjuvazilerinin yanında saf tutmuş olanlar, şimdi aynı şeyi kapitalist düzeni savunarak toplumsal devrime karşı yapıyorlardı. Bu, İkinci Enternasyonal’in artık devrim, sosyalizm ve enternasyonalizm adına davranma, öyle görünme olanağını tarihsel olarak yitirdiği anlamına geliyordu. İkinci Enternasyonal “komüncü”lere karşı “versaycı”ların safındaydı. Ekim Devrimi’nin öldürücü darbesinin anlamı, bu gerçeği kesinleştirmiş olmasındaydı.

Hızlanan devrimci süreçlerle birlikte düşünüldüğünde bu, proleter devrimler döneminin enternasyonali, komünist bir enternasyonal için uygun tarihsel zeminin oluşması demekti. Oysa bunun için aradan devrimci çalkantıların ilk önemli dalgasını da kapsayan bir zaman diliminin daha geçmesi gerekecekti.

Şubat Devrimi savaşla birleşecek ve savaşı izleyecek uluslararası devrimci çalkantıyı haber verdiğinde, Avrupa’da bu çalkantılı döneme ideolojik ve örgütsel bakımdan hazırlıklı hemen hiçbir Marksist devrimci parti yoktu. Marksist çevreler geleneksel partilerden örgütsel olarak hâlâ da kopamamışlar, dahası kautskici “merkez”le araya yeterli netlikte bir ideolojik çizgi de çizememişlerdi. Büyük bir bölümü hâlâ küçük ve örgütsüz çevrelerdi. Bu tarihsel veri, içten içe çürümüş İkinci Enternasyonal’in uluslararası işçi hareketi içindeki muazzam yıkıcı etkisini gösterir. Lenin Şubat Devrimi sonrasında, proleter enternasyonalizmini temsil eden bu çevrelerin gücünün son derece sınırlı olduğunun bilincindeydi: “Bu insanların sayısı çok değil, ama sosyalizmin geleceği yalnızca onlar, yığınların bozucuları değil, ama yol göstericileri yalnızca onlardır.”

Lenin, bu çevrelerin güçlenmesinde, geleneksel partilerden koparak yeni tipte bir devrimci parti kimliği kazanmalarında iki olanağa güveniyordu. İlkin, genel planda savaşın olgunlaştırdığı devrimci bunalımın safları kesin bir biçimde ayrıştırıcı etkisine; ve sonra da, ilkinin de bir uzantısı olarak, Rusya’da başlamış bulunan devrimin bir proleter devrim doğrultusundaki seyrine. Bu ikincisi somut bir olanaktı ve Lenin bu olanağı, yalnızca Avrupa devrimini hızlandırmak değil, onunla kopmaz bir bağ içinde, uluslararası komünist hareketi toparlamak bakımından da ele alıyordu. Doğal olarak bu ikincisinin kendilerine, Bolşeviklere, ayrı, özel ve acil bir tarihsel sorumluluk yüklediğinin bilincindeydi. Rusya proletaryasının uluslararası devrime karşı sorumluluğu ile Bolşeviklerin uluslararası komünist harekete karşı sorumluluğu üst üste ve içiçeydi Lenin’de.

Nisan Tezleri bu son noktaya ilişkin bilinci de net bir biçimde içerir. “Partimiz ‘beklememeli’dir; hemen III. Enternasyonali kurmalıdır diyen Lenin, bunu ve o günün kendine özgü koşullarında Rusya proletaryası ile Bolşevik Parti’nin birbirine paralel düşen tarihsel sorumluluklarını şöyle ifade etmektedir:

“Rus proletaryasına çok şey verilmiştir; dünyanın hiçbir yerinde işçi sınıfı henüz Rusya’da olduğu kadar devrimci gözüpeklik gösteremedi. Ama çok şey verilmiş olandan, çok şey istenecektir.”

“Partimizin, tüm dünyanın işçi partileri karşısındaki durumu bugün öyledir ki, III. Enternasyonali hemen kurma zorunda bulunuyoruz. Bu işi bugün bizden başka kimse yapamaz...” 2

Lenin’in aynı yerde sorunu görünürde Rusya’nın özgürlük ortamıyla ilişkilendirmesi fazla bir anlam taşımaz. Sorunun özü, yaklaşmakta olan devrimci fırtınayı, eski çürümüş enternasyonalle her türlü ilişkisini kararlılıkla koparmış, gerçek devrimci bir enternasyonalle kucaklamak kaygısıdır. Bu kararlılığın, öncelikle, o günkü nesnel ve öznel olanaklarıyla ancak Bolşevikler tarafından gösterilebileceğine, bunun öteki ülkelerin kararsız grup ve çevrelerini sürükleyeceğine inanmaktadır. Büyük bir görüş keskinliği ile yakın geleceğe bu tür bir hazırlıktan yoksun olarak girmenin yaratacağı sonuçları hissetmekte, bundan tedirginlik duymaktadır.

Fakat Lenin’in “kararsızlara yardım etmek isteyen herkes, ilkin kendisi duraksamaktan vazgeçmeli” uyarısı kendi partisini bile etkilemedi: Üçüncü Enternasyonal’i “partimiz kurmalıdır” cüretli önerisi destek görmedi. İkinci Enternasyonal’den bu tür bir kararlı kopuş bir yana, Rusya’nın merkezcileriyle yeniden birleşmeyi uman Bolşevikler bile vardı. Rusya’da proleter devrime geçişin zorunluluğunu, bunun uluslararası devrim için taşıdığı önemi göremeyenlerle, eski enternasyonalden kopuşta Bolşevik Partisinin uluslararası komünist harekete karşı o günün koşullarında taşıması zorunlu enternasyonalist sorumluluğunu kavrayamayanlar aynı kişilerdi. Bu hiç de şaşırtıcı değildir. Burada oportünizme karşı zayıflık ile burjuvazi karşısında zayıflık birbirini tamamlamaktadır. Aynı şekilde, Rusya’da devrimin o günkü sorunlarına sosyalist bir perspektifle bakamamak ile, uluslararası olayların o günkü koşullarda Rusya proletaryasına ve Bolşeviklere yüklediği özel sorumluluğu enternasyonalist bir perspektifle değerlendirememek de...

Dolayısıyla Bolşevikler, Ekim Devrimi öncesinde uluslararası komünist hareketin yeniden oluşumuna Lenin’in umduğu türden bir özel katkıda bulunamadılar. Fakat Ekim Devrimi, yalnızca emperyalist bunalımı keskinleştirerek ve devrimci süreçleri hızlandırarak dolaylı bir yoldan değil, fakat aynı zamanda Bolşeviklerin parlak bir tarihsel zaferi olarak doğrudan doğruya, çeşitli ülkelerdeki marksist parti, grup ve çevrelerin toparlanmasına ve güçlenmesine katkıda bulundu. Ekim Devrimi, kendinde Leninizmin teorik ve taktik zaferini somutlaştırdı. Böylece onun evrensel planda yaygınlaşıp benimsenmesinin önünü açtı. 3

Yine de Ekim Devrimi’ni izleyen ilk bir yıl için düşünüldüğünde bu etkinin ortaya elle tutulur sonuçlar çıkardığını söylemek mümkün değil. 1918 sonbaharı, dört yıldır büyük bir vahşet olarak süren emperyalist savaşın son aylarıydı. Savaş büyük acılara malolmuş, özellikle Avrupa’da korkunç bir yıkım, yoksulluk ve açlığa yol açmıştı. Tüm bunların sonucu olarak o günlerde uluslararası çapta bir devrimci durum vardı. Devrimci patlamaların eli kulağındaydı. Rusya proletaryası tutulacak yolu göstermişti. Ekim Devrimi’nin yığınlar üzerindeki etkisi gitgide büyüyordu. Fakat bu uluslararası devrimci durumu bir uluslararası devrime yöneltecek bir yeni devrimci enternasyonal bir yana, belli başlı Avrupa ülkelerinde -en önemli ülke olan Almanya da dahil- ortada henüz devrimci partiler bile yoktu. Aynı günlerde, “devrim bir dizi Avrupa ülkesinde, gözler önünde büyük bir hızla yükseliyor” diye yazan Lenin, öte yandan, Kautsky ile ünlü polemiğinin ilk notlarında, şu büyük kaygısını da açıkça not ediyordu:

“Avrupa için en büyük talihsizlik, onun için en büyük tehlike, orada devrimci parti olmamasıdır. Scheidemannlar, Renaudeller, Hendersonlar, Webbler ve hempaları gibi hainlerin partileri, ya da Kautsky gibi uşak ruhlular var. Devrimci parti yok Avrupa’da.”

“Gerçi yığınların güçlü bir devrimci hareketi bu yanlışı düzeltebilir, ama bu olgu büyük bir talihsizlik ve büyük bir tehlike olarak kalıyor.” 4

Tarihsel olaylar, bunun gerçekten büyük bir talihsizlik olduğunu, korkulan tehlikenin gerçekleşeceğini gösterecekti. Lenin’in yazdıklarının daha mürekkebi bile kurumadan.

Savaşın bittiği günlerde Almanya devrimci bunalımın merkeziydi. Fakat Kasım Devrimi (1918) patlak verdiğinde, Avrupa’daki devrimci enternasyonalist grupların en önemlisi olan Spartakistler henüz bir parti bile değillerdi. Scheidemannların partisi vardı, Kautsky’lerin partisi vardı, ama R. Luksemburg ve K. Liebknecht’in henüz bağımsız bir devrimci partileri yoktu. Spartakistlerin, Lenin’in lanet okuduğu o Alman “birlik” geleneğini kırarak Kautsky’lerin partilerinden kopmaları ve nihayet bağımsız bir parti olarak var olmaları için, Alman Devrimi’nin en geniş ve en güçlü dalgasının gelip geçmesi gerekti. Oysa özellikle savaşı kaybetmiş ülkelerde (Almanya, Avusturya-Macaristan) savaşın bitimini hemen izleyen bu ilk dalgayı hazırlıklı karşılamak büyük bir tarihsel önem taşımaktaydı. Bu, en önemli fırsattı. Zira hem savaşın yarattığı acı ve yıkımların kitleler tarafından en derin bir biçimde hissedildiği bir andı. Ve hem de savaştan henüz çıkmış yığınlar silahlıydı. Bu, bu ülke burjuvazilerinin en zayıf anıydı.

Fakat Lenin’in sözünü ettiği “devrimci parti” eksikliği nedeniyle, ayaklanan ve devrimci sovyetler yaratan yığınlar devrimci bir önderlikten yoksunlardı. Politik olarak sosyal-demokrat partilerin denetiminde kaldılar. O günlerde artık kendi de bir hain olan Parvus’un yıllar öncesinden yaptığı kehanet gerçekleşmiş, sosyal-demokrat partiler, güçsüz düşmüş burjuvazi hesabına burjuva düzeni korumak suçunu tüm güçleriyle üstlenmişlerdi. Sosyal-şoven ve merkezci kanatlarıyla eski sosyal-demokrat partiler, proleter yığınlardaki radikalizmi dizginlemek için sosyalist maskelerini daha güçlü bir biçimde takındılar. Devrimin bir kısım şiarlarına ve yarattığı devrimci örgütsel biçimlere bile, içini boşaltmak ve etkisizleştirmek üzere, sahip çıktılar. Böylece savaşın açtığı devrimci bunalımın bu en güçlü dalgası, çürümüş monarşilerin devrilmesiyle savuşturuldu. “Cumhuriyet” biçimi altında burjuva düzen bu en güçsüz tarihsel anında bile korunabildi. Devrimci enternasyonalist grupların “merkez”den kopmada yıllar süren zayıflığı, böylesi kritik bir tarihi anda burjuvaziye yaradı.

Savaşın bitimiyle birlikte yoğunlaşan devrimci bunalım, özellikle Almanya ve Orta Avrupa’daki olaylar, komünist enternasyonalin kuruluşunun artık geciktirilemeyeceği konusunda ciddi ve harekete geçirici bir uyarı oldu. Bundan sonrası çok hızlı yaşandı. Aralık sonunda (1918) Bolşevik Partisi tüm ülkelerin komünistlerine Üçüncü Enternasyonal çağrısı yaptı. Ocak sonunda (1919) aynı çağrıyı bu kez Bolşevik Partisiyle birlikte bir dizi parti ve grup ortak olarak yineledi. Çağrıya yanıt veren parti ve örgütler 2 Mart 1919’da, Moskova’da, bir “Uluslararası Konferans” olarak çalışmalarına başladılar. 4 Mart’tan itibaren aynı çalışmalar Üçüncü Enternasyonal’in kuruluş kongresi biçimini aldı ve yeni enternasyonalin kuruluşu tüm dünyaya ilan edildi.

Emperyalist dünya savaşı bir tarihsel dönemi kapatmış, bu büyük tarihsel olayın uluslararası işçi hareketindeki yankısı, II. Enternasyonal’in iflası olmuştu. Bu iflas, devrimci akım ile oportünist akım arasında kökü geçmişte olan iç saflaşmayı anında ortaya çıkarmasına rağmen, devrimci akımın, kendine yeni tarihsel dönemin gereklerine uygun bir uluslararası ideolojik ve örgütsel kimlik kazandırabilmesi için aradan yoğun ve çalkantılarla yaşanan uzun yılların geçmesi gerekmişti. Savaş ve bunalım, savaşın son yıllarında kitlelerde artan memnuniyetsizlik, devrimci çalkantının ilk belirtileri, nihayet bir ilk örnek olarak Rusya’da Şubat Devrimi, onu izleyen ve toplumsal devrimler dönemini fiilen başlatan Ekim Devrimi, Ekim Devrimi’nin devrimcileştirici etkisi, Almanya’da ve Orta Avrupa’da savaşın bitimini izleyen devrimler ve devrimci çalkantılar...

Kendini komünist olarak niteleyen yeni enternasyonal, tüm bu tarihsel olayların nesnel zemini üzerinde adım adım şekillendi. Savaşın ilk iki yılındaki ilk girişimler (Zimmerwald, Kienthal ve bu sırada oluşan “Zimmerwald Solu”) yeni bir enternasyonali haber vermekle birlikte, biçim olarak henüz eski enternasyonalin bir iç muhalefeti konumundaydı. Ekim Devrimi bir kilometre taşı oldu. Arada durmak ya da tereddüt etmek artık olanaksızdı. Saflar son derece net oluşmuştu. Bir yanda, genel planda kapitalist düzenle ve tek tek ülkelerde kendi burjuvazisiyle bütünleşen çürümüş, tarihsel olarak ölmüş İkinci Enternasyonal; öte yanda, uluslararası proletaryanın devrimci eylemini iktidar mücadelesi ve proletarya diktatörlüğü doğrultusunda yönlendirecek ve yönetecek bir Üçüncü Enternasyonal...

İkinci Enternasyonal’den ideolojik tam kopuşu, artık örgütsel bir tam kopuş izlemeliydi. Savaşın ortaya çıkardığı ve Bolşeviklerin anında gördüğü bu zorunluluğu, öteki ülkelerin devrimci enternasyonalist grupları ancak savaşla birleşen Ekim Devrimi ve onu izleyen öteki devrimlerle görebildiler. 1918’in ikinci yarısı yeni partilerin ve çok geçmeden parti kimliği kazanacak komünist örgütlerin peş peşe kuruluşuna sahne oldu. Bu gelişmeden hareketle Lenin, Üçüncü Enternasyonal’in “fiilen” aslında 1918’de kurulduğunu söyler. 1919 Mart’ındaki Birinci Kongre, bu fiili duruma resmi bir kimlik kazandırmış oldu.

(Devam edecek...)

Dip Notlar:

1- Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi, 3. baskı, Sol Yayınları, Ankara, 1979, s.48

2- Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi, s.65 ve 73

3- Kautsky’den Seçilmiş Politik Yazılar yayınlayan Hatrick Goode, derlemedeki sunuşların birinde şunları yazarken bütünüyle haklıdır: “Bu noktada Lenin’in, Kautsky’nin yorulmaksızın kınanmasında, görünürde tek başına olduğu anımsatılmaya değer. Kautsky’nin kuramsal hatalarını eleştiren Trotsky gibileri bile Kautsky’ye politik olarak saldırmayı reddediyor ve devrimci öğeler ile Kautsky ve taraftarları arasında birliği ileri sürmeye devam ediyorlardı. Lenin’in partisi dışındaki marksistlere gelince, Kautsky’nin bir ‘ortadoks marksist’ olarak şöhreti herhalde 1917 Ekim Devrimi’ne dek ayakta kaldı.” (s.86)

4- Proleter Devrim ve Dönek Kautsky, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Ankara 1989, 4. baskı, s.128